20/4/2007 -
|
eN bÜyÜk mAhKeMe
Sen, diğer yaratıklarla birlikte Kıyametin karanlık ve şiddetli sıkıntısı içerisinde karar faslını ve nimet veya hüzün yurduna girmeyi bekleyip gözlerken birden bire Arşın nuru yükselir. Yeryüzü Rabbinin nuruyla parlar. Kalbin Cebbar olan Allah’ın hükmetmeye başlayacağına kesin olarak inanır. Ona arzedilme sıran gelmiştir. Öyle ki senden başka kimsenin arzedilmediğini ve senden başka kimsenin işine bakılmadığını sanırsın.
Hamîd bin Hilal’in şöyle dediği bildirilmiştir: “Bize anlatıldı ki: Kıyamet günü bir kişi Hesab’a çağırılarak: ‘Ey falan oğlu falan hesaba gel!’ denilir. Hatta o zanneder ki, ‘hesaba getirilenlerden benden başkası kast edilmiyor.’
Cehennemin Kükreyişi
Sonra Yüce Allah: ‘Ey Cebrail, bana Cehennemi getir!’ buyurur. Cebrail yanına varıp, ‘Ey Cehennem, gel!’ dediği zaman Cehennemi bir düşün! Allah’ın başka bir varlık yaratıp da kendisini onunla azaplandıracağı korkusuyla ıstı-rabını ve titremesini bir tahayyül et! Çalkalanıp coştuğu ve parlayıp yaratıklara uzak yerinden baktığı ve onlara doğru iç çekip kükrediği anı bir düşün! Allah’ın emrine muhalefet edip asi olanlara karşı Rabbinin gazabından dolayı gazablanarak mahlukatın üzerine hücum ederken bekçilerini sürükleyişini düşün! İç çekiş ve kükreyiş sesini, dalgalar hâlinde birbiri arkasından gelen o homurtuları düşün! Kulağın o uğultularla dolmuştur. Korku ve heybetten yüreğin ağızına varmış ve uçacak hâle gelmiştir. Yaratıklar onun kendilerine doğru kükreyişinden şiddetle kaçarlar.
İşte o gün, çağrışma ve karşılıklı feryat günüdür. Cehennem sesinin yankılarını duyunca arkalarını dönüp kaçarlar ve birbiri arkasına, Cehennemin etrafına, dizüstü çökmüş vaziyette dökülürler ve gözlerinden yaşlar boşanır.
Zalimlerin Feryadı
Cehennemin iç çekiş ve kükreyişi esnasında mahlukatın birbirine karışan ağlama sesini bir düşün! Zalimler feryat ve figan ederek yok olup gitmeyi dilerler. Her bir seçkin, sıddık, şehid, kısaca bütün halk: “Nefsî, nefsî!” diye bağırır. Düşün bir kere: Mahlukatın peygamberlere çağıran seslerini! Onlardan her kul: “Nefsî, nefsî!” diye seslenir. Sen de aynı şeyi söylersin. Sen de mahlukatla birlikte şiddetli tehlikeler ve yürek ürperten korkular içerisindeyken, bir de bakarsın ki Cehennem ikinci bir kez haykırmıştır.
Senin ve onların korku ve endişesi bir kat daha artar. Arkasından üçüncü bir kez kükrer. Yaratıklar peşpeşe yüzüstü dökülürler. Gözleri belerir ve ateşin kendilerini kapıp götürme korkusuyla göz ucuyla gizli gizli bakarlar. O zaman zalimlerin yürekleri hoplar ve gırtlaklarına dayanır da yutkundukça yutkunurlar. Yutkunuşları boğazlarında düğümlenir. Akıllar uçar, iyi ve kötü bütün insanların akılları şaşar. Hiçbir peygamber ve seçkin hiçbir salih kul kalmaz ki bundan dolayı aklı şaşmasın.
Peygamberlerin Korkusu
O anda Aziz ve Celil olan Allah, yolunun davetçileri ve kullarına karşı delilleri oldukları için mahlukatın en değerlileri ve kendisine en yakınları olan peygamberlere yönelerek, kendilerini kullarına ne ile gönderdiğini ve kullarının kendilerine ne cevap verdiğini sorarak buyurur: “Size ne cevap verildi?” Onlar da düşünüp hatırlayan değil şaşırıp unutan akıllarıyla: “Hiçbir bilgimiz yok. Şüphesiz ki gaybleri bilen yalnız sensin!” (Maide Sûresi: 109)
Bu ne büyük korku ki, Allah’a olan yakınlıkları ve katındaki değerlerine rağmen peygamberlerde öyle bir noktaya varmış ki akıllarını şaşırtmış da, ümmetlerinin kendilerine ne cevap verdiğini dahi bilemez hâle getirmiştir!
Ebü’l-Hasan ed-Dimeşkî’nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Ebû Kurre el-Ezdî’ye dedim ki: ‘İnsanların kalbi Kıyamet gününün dehşetli hâllerine nasıl dayanır?” Dedi ki: “Onlar yeniden diriltildiğinde buna güç yetirecek bir yapıda yaratılırlar.” Ebü’l-Hasan dedi ki: “İshak bin Halef’e Yüce Allah’ın peygamberlerine söylediği: ‘Size ne cevap verildi? (sorusuna) onların: Bilmiyoruz’ (Maide: 109) sözünü sordum ve onlar dünyada kendilerine ne cevap verildiğini bilmiyorlar mı?’ dedim. Dedi ki: “Kendilerine bu soru yöneltildiğinde duydukları heybetin büyüklüğünden akılları şaşar ve dünyada kendilerine ne cevap verildiğini bilemezler. Dolayısıyla doğru söylüyorlar. Nihayet kendilerine gelirler ve dünyada kendilerine nasıl cevap verildiğini hatırlarlar.”
Ebû’l-Hasan “Bu cevabı Ebû Süleyman’a naklettim. O: ‘İshak doğru söylemiş. Peygamberler o andaki sözlerinde doğrudurlar. Nihayet kendilerine gelince, kendilerine ne cevap verildiğini hatırlarlar.” dedi. Ebû Süleyman dedi ki: “Birinin, arkadaşına: ‘Benimle senin aranda Sırat vardır’ dediğini duyduğunda bil ki o Sıratı tanımıyor. Eğer tanısaydı, Sıratta bir kimseye takılmayı veya birinin kendisine takılmasını istemezdi.”
Kıyametin Manzarası ve Tekvîr Sûresi
“Allah’ın, peygamberleri toplayıp da: ‘Size ne cevap verildi?’ dediği gün...” (Maide: 109) âyeti hakkında Mücahid’in şöyle dediği nakledildi: “Onlar korkarlar ve: ‘Bizim hiçbir bilgimiz yok’ derler.” Yine “O gün her ümmeti diz çökmüş görürsün” (Casiye: 28) ayeti hakkında şöyle dediği bildirildi: “Yani, diz üstü sürünerek...” Mücahid devamla şunları söyledi: “Abdullah’ın şöyle dediğini duydum: ‘Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: “Sizi mahşerde Cehennemin korkusundan diz çökmüş olarak görür gibiyim.” Yine Mücahid dedi ki: “Abdullah bin Ömer (r.a.)’ın şöyle dediğini işittim: ‘Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘Kıyamet gününün manzarasına bakmak isteyen, “Güneş katlanıp dürüldüğünde...” (Tekvîr Suresi: 1) suresini okusun.” Amr bin Zerr’in şöyle dediği bildirildi: “Sabahleyin hayır aramak üzere çıkan kişi, hayır bulur. Gözlerinizin yaşarmamasını ve kalblerinizin katılığını bana mı yüklüyorsunuz? Eğer bugün size Allah’ın Kitabından bir öğüt dinletmezsem, o zaman suçu bana yükleyin.” Sonra şu âyet-i kerîmeleri okudu: “Güneş katlanıp dürüldüğünde, yıldızlar (kararıp) döküldüğünde, dağlar (sallanıp) yürütüldüğünde...” (Tekvîr Sûresi: 1-3) tâ “...Kişi neler getirdiğini anlamış olacaktır” (Tekvîr Sûresi: 14) ayetine veya surenin sonuna varıncaya kadar... Sonra şöyle devam etti: Beni dinleyiniz! O bekleyişte onlar arasında senin hâlin ne olacak?! Onların maruz kaldığı korku ve dehşete; hatta kalbin güç yetiremeyecek, vücudun kaldıramayacak kadar büyüğüne senin de maruz kalacağını biliyor musun? İşte görüyorsun, o durakta peygamberlerin bile akılları şaşmış. Sen ise, âsi, günahkâr ve Rabbinin hoşlanmadığı işlere devam edip dururken aklın ne hâle gelir ve hâlin nice olur?
En Yakın Akrabalar Bile Birbirinden Kaçar
O korku, dehşet, titreme, yalnızlık ve şaşkınlıktan dolayı evlat, baba, kardeş, eş ve akrabaların senden kaçtıkları, senin de hepsinden kaçtığın o anı düşün! Nasıl da birbirinizi yüz üstü ve yardımsız bırakırsınız! Eğer o günün büyük korkusu olmasaydı, annenden, babandan, eşinden, çocuklarından ve kardeşinden kaçman mertlik ve vefakârlık sayılmazdı. Fakat tehlike büyüktür, korku şiddetlidir. Bu yüzden ne sen onlardan kaçtığından dolayı kınanırsın ne de onlar kınanırlar.
Neden diğer insanlardan değil de özellikle bunlardan kaçıyorsun? Onlara kızdığından dolayı mı? Nasıl onlara kızarsın veya onlar sana kızarlar ki? Öyleyse neden özellikle onlardan kaçıyorsun? Kızdığından mı? Oysa onlar, dünyada iken candaşların, gözünün nurları ve gönlünün sürurlarıydılar. Fakat onlardan birinin sende bir hakkı bulunup da yakana yapışarak Aziz ve Celil olan Rabbinin huzurunda seninle hesaplaşmasından korkarsın. Sonra belki de davayı kazanır da, kurtuluş ümidin olan iyiliklerinden kendisine verilir. Böylece sevaplarından ayrılır ve bu yüzden de Cehenneme girersin.
Cehennemden Bir Boyun Uzanır
Sen bu hâlde iken, birden Cehennemden bir boyun çıkıp yükselir ve açık bir dil ile, yaratıklar içerisinden hesapsız olarak yakalamakla görevlendirildiği kimseleri haykırır. Sonra bu boyun yönelip gelir ve kuşun yem tanelerini topladığı gibi onları toplar, üzerlerine kapanarak ateşe atar ve ateş de onları yutar. Sonra onlarla birlikte Cehennemin içinde gizlenir.
İşte onlara bu yapılacak. Sonra bir münadî şöyle seslenir: “Mahşer ahalisi, kimin ikrama layık olduğunu görecektir. Her hâl ve durumda Allah’a hamdedenler ayağa kalksın!” Onlar ayağa kalkarak Cennete doğru seğirtirler.
Hesapsız Cennete Girenler
Sonra geceleyin kalkıp ibadet edenlere de aynı şey yapılır. Sonra, dünyanın ticaret ve alışverişi kendilerini Mevla’yı anmaktan alıkoymayanlara da böyle yapılır. Nihayet Cennetlik ve Cehennemliklerden bu gruplar (hesapsız olarak) girecekleri yere girdikten sonra, amel sahifeleri uçuşur, insanların sağ veya sol ellerine düşer ve mizanlar kurulur. Onca büyüklüğüyle kurulmuş mizanı düşün! Kalbin ürperti içerisinde defterinin sağına mı yoksa soluna mı, düşeceğini beklerken, defterlerin uçuşmasını bir tasavvur et!
Üç Yerde Kimse Kimseyi Hatırlamaz
Hasan-ı Basrî’nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Hz. Peygamber (s.a.v.)’in başı Hz. Aişe (r.a.)’nın kucağındaydı. Derken uykuya daldı. Hz. Aişe (r.a.) Âhireti hatırlayarak ağladı. Gözünden akan yaşlar Hz. Peygamber (s.a.v.)’in mübarek yanakları üzerine damladı. Resûlullah (s.a.v.) bu gözyaşlarıyla uyandı. Başını kaldırdı ve: (‘Niye ağlıyorsun, ey Aişe?’) diye sordu. Hz. Aişe: (‘Ey Allah’ın Resulü, Âhireti hatırladım da... Acaba Kıyamet günü yakınlarınızı hatırlar mısınız?’) dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘Canım kudretinin elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki, şu üç yerde kişi kendisinden başka hiç kimseyi hatırlamaz: Teraziler kurulup insanların amelleri tartıldığı zaman iyilik kefesinin hafif mi, yoksa ağır mı geldiğini öğreninceye kadar. Amel sahifeleri dağıtıldığı zaman, sağ elinden mi, yoksa sol elinden mi verildiğini bilinceye kadar. Bir de Sırat yanında.”
Enes bin Malik’ten rivayet edilmiştir: “Kıyamet günü insanoğlu getirilip mizanın iki kefesi arasında durdurulur ve bir melek kendisi için görevlendirilir. Eğer terazisinin sevap kefesi ağır basarsa, görevli melek bütün mahlukatın duyacağı bir sesle şöyle seslenir: (‘Falan oğlu falan bir daha ebediyen mutsuz olmayacağı bir saadete ermiştir!’)
Eğer, terazisinin sevap kefesi hafif gelirse, bu defa de aynı melek, bütün mahlukatın işiteceği bir sesle şöyle seslenir: (‘Falan oğlu falan, bir daha hiç mutlu olmayacak bir şekavete uğramıştır!’) İşte sen yaratıklarla birlikte ayakta dikilirken birden bire meleğe bakarsın ki, ona zebanileri getirmesi emredilmiştir. Hemen ellerinde demir tokmaklar ve üzerlerinde ateşten elbiselerle gelirler. Sen onları görünce korkarsın, dehşet ve heybetten yüreğin uçacak gibi olur.
Adın Okunur
Sen bu hâlde iken, birden bire yüksek sesle adın okunur. Gelmiş geçmiş bütün mahlukatın huzurunda isminle şöyle çağırılırsın:
“Nerede falan oğlu falan?! Aziz ve Celil olan Allah’a takdim edilmeye gel!” Zaten melekler seni almak için görevlendirilmiş. Nihayet seni Rabbine yaklaştırırlar. Söz konusu çağrıyla istenenin sen olduğunu bildikleri için isim benzerliğinin bulunması kendilerini şaşırtmaz.
Talha bin Amr bize haber verdi ki: Bana İbn Ebî Rabah şöyle dedi: Ey Talha! Senin ismin ve benim ismim gibi kim bilir ne kadar çok isim vardır?! Kıyamet günü: “Ey falan!” dendiğinde hemen kastedilen kişi kalkar. Başkası kalkmaz. Çünkü kalbine sen olduğuna dair bilgi doğmuştur. Hemen ayağa fırlarsın. Bütün vücudun titrer. Organların çırpınır. Rengin uçar. Korkan, ürken ve titreyen yüreğin göğsüne küt küt vurur. Seni almakla görevli melekleri görünce, seni müthiş bir ıstırap, titreme ve korku tutar. Kullar içerisinde çağrılanın senden başkası olmadığını çok iyi bilirsin. Melekler ellerini sana uzatır, seni kıskıvrak yakalarlar. Sonra uysal hayvanların çekilmesi gibi seni çeker götürürler. Aziz ve Celil olan Allah’a arzedilmek ve O’nun huzurunda durup dikilmek üzere sürükleyerek safların arasından geçirirler. Sen aralarından Rabbine doğru çekilip götürülürken bütün yaratıklar, gözlerini sana dikmişlerdir.
Ulu Divan
Kalbin titreyerek, ıstırap ve ürpertiyle huzurda durduğun anı bir düşün! Seni yakaladıkları zaman elleriyle pazularını tutuşlarını ve o anda avuçlarının sertliğini bir düşün! Elleriyle kıskıvrak yakalanışını ve safların arasından geçirilişini bir düşün! Kalbin uçar, gönlün yerinden fırlar gibidir. Yine ellerinde bulunuşunu, bu şekilde seni Rahman olan Allah’ın arşına kadar götürerek, ellerinden fırlatışlarını ve Allah’ın ulu kelamiyle seni çağırmasını bir düşün! “Ey Âdem oğlu, yaklaş bana!” Nurunun içine kaybolmuşsun. Çırpınan, hüzünlü, ürperen ve korku dolu bir gönül; endişeli, korkulu ve kırık bir göz; uçmuş bir renk ve titreyen mustarib organlarla tıpkı annesinin yeni doğurduğu küçük yavru gibi, Aziz, Celil, Kebîr ve Kerîm olan Rabbinin huzurunda durursun.
Amel Sayfası

Elinde, işlediğin hiçbir günahı ve gizlediğin hiçbir sırrı bırakmayıp hepsini içeren yazılı bir sayfa titremektedir. Sen içindekileri yorgun bir dil, geçersiz bir delil ve kırık bir gönül ile okursun. Hâlâ sana ihsanda bulunan ve kusurlarını örtmeye devam eden Mevlâ’dan utanç ve korkun acaba ne derecededir?!
İşlediğin çirkin fiillerinden ve büyük günahlarından seni sorguya çektiği zaman ne dille cevap verirsin? Yarın O’nun huzurunda hangi ayakla durursun? Hangi gözle O’na bakarsın? Hangi yürekle O’nun ulu ve yüce sözlerine, sorgulama ve azarlamasına dayanabilirsin? Küçücük vücudunla, titreyen organlarınla ve çarpıntılı yüreğinle kendini bir tahayyül et! Günahlarını hatırlatıp kötülüklerini ortaya döken ve seni durdurup gizlediklerini bir bir itiraf ettiren kelamını işitmektesin. Bu hâldeki durumunu ve binbir tehlikenin seni çepeçevre sarışını bir tasavvur et! Kim bilir kaç günahı unutmuşsundur ki Allah onları sana hatırlatmıştır!
Sakladığın kaç gizli sır vardır ki, Allah hepsini açıklayıp ortaya dökmüştür. Kim bilir nefsin isteklerine olan meylin ve gafletin sebebiyle- ihlaslı yaptığını ve ifsad edici arızalardan uzak olduğunu zannettiğin nice amelin vardır ki, Allah hepsini geri çevirmiş ve boşa çıkarmıştır
Son Pişmanlık

Oysa bunlara büyük bir ümit bağlamıştın. Rabbine itaat konusunda gösterdiğin ihmalden dolayı kalbinin ne büyük üzüntü ve pişmanlıkları olur! Nihayet her günahı anmak ve her gizliyi ortaya dökmek sûretiyle, Allah seni tekrar tekrar sorguya çektiği zaman sıkıntı seni oldukça yorar ve utancın doruk noktaya ulaşır. Çünkü karşındaki en Yüce Sultandır. O’ndan utanıldığı kadar hiç kimseden utanılmaz. Çünkü O, benzeri olmayan Bakî, Evvel ve Kadîm’dir. İhsan sahibidir. Şefkatlidir. Merhametlidir. Kerîmdir. Cömertliğine nihayet yoktur. Nimet, fazl ve kerem sahibidir.
İşte bu sıfatları taşıyan bir Zatın seni sorgulamasını ne sanıyorsun?! Emrine olan muhalefetini, gösterdiğin saygısızlık ve hayasızlığı ve Kendisine kafa tutuşunu bütün açıklığıyla ortaya dökmüştür. Dünyada emirlerine karşı gelişini, sana olan nimetlerini önemsemeyişini ve azametini düşünmeyişini sana hatırlatmasını düşünebiliyor musun?
Nitekim şöyle der: “Ey kulum! Neden bana saygı göstermedin?! Neden benden utanmadın?! Sana olan ihsanımı hafife mi aldın? Yoksa sana iyilikte bulunmadım mı? Sana nimet vermedim mi? Benim hakkımda seni aldatan nedir? Gençliğini nerede yıprattın? Ömrünü nerede tükettin? Malını nereden kazandın ve nereye harcadın? İlminle ne derece amel ettin?”
Tercümansız Görüşme
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Hiçbiriniz yoktur ki, âlemlerin Rabbi, arada hiçbir perde ve tercüman bulunmaksızın kendisine soru sormasın.” Adî bin Hatim şöyle demiştir: “Ben Hz. Peygamber (s.a.v.)’in bir konuşmasına şahid oldum. Şöyle buyuruyordu:
“Hiç şüphesiz her biriniz -arada engelleyici hiçbir perde ve meramını ifade edecek hiçbir tercüman bulunmaksızın- Allah’ın huzurunda ayakta dikilicektir. Allah soracak: ‘Sana mal vermedim mi?’ Kul: ‘Evet verdin’ diyecek. Allah: ‘Sana elçi göndermedim mi?’ diye soracak. Kul: “Evet gönderdin’ diyecek. Sonra sağına bakacak Cehennem ateşinden başka bir şey göremeyecek. Soluna bakacak, yine Cehennem ateşinden başka bir şey göremeyecek. Öyleyse, (dünyada sadaka olarak vereceği) bir hurma parçasıyla da olsa ateşten korunsun. Bunu bulamıyorsa, güzel bir sözle bunu yapsın.”
Abdullah bin Mes’ud yeminle sözüne başlayarak şöyle dedi: “Allah’a yemin ederim ki, sizden hiç kimse yoktur ki, birinizin dolunay ile başbaşa kaldığı gibi Rabbiyle başbaşa kalmasın.”
Ey Âdemoğlu Niçin Aldandın?
Sonra Allah ona şöyle buyurur: “Ey Âdemoğlu! Benim hakkımda seni ne aldattı? Ey Âdemoğlu! Bildiğinle ne amel ettin? Ey Âdemoğlu! Peygamberlere ne cevap verdin?” Yine Abdullah bin Mes’ud’dan rivayet edilmiştir ki, o sözüne yeminle başlayarak şöyle dedi: “Vallahi, sizden hiç kimse yoktur ki, birinizin gördüğü dolunay ile başbaşa kaldığı gibi Rabbiyle başbaşa kalmasın. Sonra Allah ona şöyle buyurur: “Ey Âdemoğlu! Benim hakkımda seni ne aldattı? Ey Âdemoğlu! Benim için ne amel işledin? Ey Âdemoğlu! Benden ne kadar haya ettin? Ey Âdemoğlu! Peygamberlere ne cevap verdin? Ey Âdemoğlu! Sana helâl olmayana bakarken Ben gözlerinin üzerinde gözcü değil miydim? Sana helâl olmayan şeyleri dinlerken Ben, kulakların üzerinde kontrolcü değil miydim? Ey Âdemoğlu! Sana helâl olmayan şeyleri söylerken Ben, dilin üzerinde murakıp değil miydim? Sen ellerinle helâl olmayan şeyleri tutarken Ben, onların üzerinde gözcü değil miydim? Ayaklarınla sana helâl olmayan şeylere giderken Ben onların üzerinde gözetleyici değil miydim? Sana helâl olmayan şeylerle kalben ilgilenip dururken Ben, kalbinin üzerinde murakıp değil miydim? Yoksa sana olan yakınlığımı ve sana gücümün yettiğini inkâr mı ettin?”
İki Büyük Olay
Ey Âdemoğlu, sen iki büyük olayla karşı karşıyasın: Ya Allah seni rahmetiyle karşılayacak, cömertlik ve keremiyle ihsanda bulunacak ya da seni inceden inceye hesaba çekecek ve Cehenneme götürülmeni emredecektir ki, ne kötü dönüş yeridir orası! Mücahid’in şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Kıyamet günü, kul şu dört şeyden sorguya çekilmedikçe Allah’ın huzurundan adımını bile atamaz: Ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle ne amel işlediğinden, bedenini nerede yıprattığından, malını nereden kazanıp nereye sarfettiğinden.”
Allah sana olan ihsanını, buna karşılık senin ise O’na muhalefet edişini, O’na karşı hayasızlığını tekrar tekrar ifâde ederken, kendinin ve kalbinin hâlini düşünebiliyor musun? O ne büyük duruşmadır! O ne yüce sorgulayıcıdır! Hiçbir şey Kendisine gizli kalmaz. O’na olan itaatındaki ihmal ve O’na karşı isyanından dolayı içini dolduracak üzüntü, keder ve hasret ne büyüktür! Sende gam, keder ve haya doruğa ulaşınca iki durumdan birisi belirir: Ya gazab ya da hoşnutluk ve muhabbet.
Allah diyecek ki: “Ey kulum! Ben bunları dünyada senin için örttüm. Bugün de onları senin için bağışlıyorum. İşte büyük olan günahlarını ve çok olan hatalarını affettim. Az olan iyiliklerini de kabul ettim.” Bundan dolayı gönlünü sevinç ve neşe kaplar. Bundan ötürü yüzün ışıl ışıl parlar. Bunu sana söylediği zaman kendini bir düşün!
Af Müjdesinin Verdiği Sevinç
Üzüntüden, sorgulamanın verdiği, utanma ve sıkılmadan ve yaptığın kötü işlerin sayılması karşısında duyduğun sıkıntıdan sonra yüzünde sevincin nur ve aydınlığı parlamaya başlar. Gönlündeki keder ve hüzün neşeye dönüşür. Yüzün açılır, rengin ağarır. Bizzat Cenab-ı Hak’tan, senden razı oluşunu duyduğun anı bir düşün! Gönlün hoplar, sevinç ve sürurla dolar. Neredeyse neşeden ölür ve mutluluktan uçar gibi olursun. Hakkındır da... Öyle ya! Hangi sevinç, Aziz ve Celil olan Allah’ın rızasından duyulandan daha büyük olabilir? Vallahi, dünyadayken Allah’ın Âhirette senden razı olacağını düşünüp sevincinden ölürsen, bu sana çok görülmez. Her ne kadar Âhiretteki bu hoşnutluk tam kesin değilse de, bunu umman bile böyle bir sevinç için yeterli.
Öyleyse bir de Allah’tan, senden hoşnut olduğunu bizzat işitip, için güvenle dolsa, endişen tamamen dağılsa, ebedî mutluluğa olan ümit ve emelin kesinleşse, sonsuz, kesintisiz, eksilmez ve şüphe götürmez nimetleri elde ettiğine kesin kanaatin gelse, durumun nasıl olur? Bir de bunu düşün!
Aziz ve Celil olan Allah’ın huzurundasın, sana karşı hoşnutluğu belli olmuş. Kalbin sevinçten uçuyor. Yüzün ağarıyor, parlayıp aydınlanıyor, yaradılışı âdeta hâl değiştiriyor ve çehren sanki dolunay gibi oluyor. Sonra sen mahlukatın huzuruna sevinçli bir yüzle çıkıyorsun. Yüzün en mükemmel güzelliğe erişmiş, ışıltısıyla pırıl pırıl bir nur yayılıyor ve sen kitabın sağ elinde, güzellik, nur ve parlaklıkta diğer insanları geçmiş bir durumda iken kendini bir düşün! Kolundan bir melek tutmuş ve herkesin ortasında:
“Bu falan oğlu falan, bir daha asla mutsuz olmayacağı bir saadete ermiştir!” diye seslenir. Rabbin, yaratıkları huzurunda senden hoşnut olduğunu ilan etmiştir. Sana iyi zan besleyenlerin bu zanları gerçekleşmiş, seni itham edenlerin karalamaları boşa çıkmıştır.
İyiliğin Mükâfatı
Mahlukatın içerisinde, yarın elde edeceğin bu derece, dünyada iken yaratıklara yaltakçılık yapmaksızın ve onlar gözünde makam-mevki aramaksızın Rabbinin taatiyle meşgul olmanın tam bir karşılığıdır. Tek olan ve ortağı bulunmayan Allah’a karşı davranışlarındaki sadakat ve Rabbine karşı saygı derecesinin bedelidir. Allah, bütün mahlukatın huzurunda sana bu büyük makamı ihsan etmiş, sana olan hoşnutluk ve dostluğunu ilan etmiştir.
Düşün bir kere! Sen yaratıkların saflarını yara yara yürümektesin. Yüzünün nur ve güzelliği, gönlünün sevinç ve neşesiyle amel defterini sağ elinde tutmaktasın. İnsanların gözleri, Allah katında erdiğin lütufa erme hasreti ve büyük bir imrenişle sana çevrilmiş. Bu makamı elde etmek için Allah’a karşı daha büyük bir ümit ve emelle çalışıp çabala! Çünkü O lütfederse buna erebilirsin. Bu, karşı karşıya bulunduğun iki büyük durumdan birisidir.
Safvan bin Mihrez’in şöyle dediği bildirilmiştir: “Ben Abdullah bin Ömer’in elini tutuyordum. Yanına bir adam gelerek: “Allah’ın kul ile özel konuşması konusunda Hz. Peygamber (s.a.v.)’den ne duydun?” diye sordu. Abdullah şu cevabı verdi: “Hz. Peygamber (s.a.v.)’i şöyle buyururken dinledim: “Kıyamet günü Allah mü’mini Kendisine yaklaştırır. Üzerine himaye örtüsünü koyar, onu insanlardan gizler ve şöyle buyurur: ‘Ey kulum, falan falan günahını biliyor musun?’ Kul: ‘Evet ey Rabbim’ der. Sonra yine: ‘Ey kulum, falan falan günahını da biliyor musun?’ diye sorar. Böylece bütün günahlarını kendisine itiraf ettirir. Kul, içinden helak olduğunu düşünür. O sırada Allah şöyle buyurur: ‘Dünyada bunları senin için örttüm. Bugün de onları senin için bağışladım.’ Sonra da iyilik defteri kendisine verilir.”
Allah’ın Gazab Ettikleri
Kâfir ve münafıklara gelince, hazır bulunan melekler onlar için şöyle derler: “İşte bunlar Rablerine karşı yalan söyleyenlerdir. Bilin ki, Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir.” (Hûd Sûresi: 18)
Abdullah bin Ömer Kâbe’yi tavaf ederken bir adam karşısına çıktı ve: “Ey Abdurrahman’ın babası! Allah’ın kul ile yalnız konuşması konusunu Hz. Peygamber (s.a.v.)’den nasıl duydun?” diye sordu. Abdullah yukarıdaki rivayetin benzeriyle cevap verdi. Said der ki: Katade şöyle dedi: “O gün üzülüp de üzüntüsü bir tek yaratığa bile gizli kalan hiç kimse yoktur.”
İbn Mes’ud’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Allah Kıyamet günü mü’min kulunun üzerine himaye perdesini yayar. Elini sırtına uzatıp şöyle buyurur: ‘Ey Âdemoğlu! Şu senin falan falan gün işlediğin iyiliğindir, onu kabul ettim. Şu da senin falan falan gün işlediğin günahındır; onu da bağışladım.’ Bunun üzerine o kul hemen secdeye kapanır. Halk da: ‘Defterinde (veya kitabında) iyilikten başka ameli bulunmayan şu salih kula ne mutlu!’ derler.”
Abdullah bin Hanzala’nın da şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Şüphesiz Allah Kıyamet günü kulunu huzurunda durdurur, amel sahifesindeki kötülüklerini açıklar ve ona: ‘Sen şunu yaptın mı?’ diye sorar. O kul: ‘Evet ey Rabbim,’ der. Bunun üzerine Allah: ‘Bugün onunla seni rüsvay etmeyeceğim. Seni bağışladım’ buyurur. Bunun üzerine o kul, Kıyamet gününün rüsvaylığından kurtulduğu o anda: “Gelin kitabımı okuyun, Şüphesiz ben hesabıma kavuşacağımı umuyordum’ der.”
Başka bir durum da Rabbinin sana şöyle buyurmasıdır: “Kulum, ben sana kızgınım. Lanetim üzerine olsun. İşlediğin büyük günahlarını senin için asla bağışlamayacağım. Yaptığın iyilikleri asla kabul etmeyeceğim. Bunu sana bazı büyük günahlarını gösterip şöyle sorduğu zaman söyler: “Bunları biliyor musun?” Sen: “İzzetine yemin ederim ki, evet!” diye cevap verirsin. Bunun üzerine sana gazap eder ve: “İzzetime yemin ederim ki, onları Benden kurtaramazsın” buyurur. Arkasından zebanileri çağırarak şu emri verir: “Alın şunu!” Ulu sözü, heybet ve celâliyle bunu söylerken Aziz ve Celil olan Allah’ı ne zannediyorsun?
Düşün bir kere, Allah seni affetmezse, sen izzet ve kudret sahibi Allah’tan gazabını işitmiş ve O seni, aşağılatıcı ve kuvvetli pençeleriyle zebanilere havale etmişken, sen ensen ve boynunda onların pençelerinin şiddetli dokunuşundan başka bir şey duymazsın. Sen zebanilerin elinde, yüzün kara olarak Cehenneme götürülürken, helak olduğuna kesin olarak inanmış ve perişan bir vaziyette Cehenneme doğru sürüklenirken kendini bir tahayyül et! Kararmış yüzünle, kitabın sol elinde, yaratıkların arasından feryat ve figan ederek geçip gidiyorsun. Melek de kolundan tutmuş şöyle sesleniyor: “Bu falan oğlu falan öyle bir mutsuzluğa çarptı ki, bundan böyle asla mutluluk yüzü göremeyecektir!” Allah seni gazap ve öfkesiyle teşhir etmiştir. Mahlukatına rezil ve rüsvay olmuşsundur. Senin hakkında iyi düşünenlerin bu düşüncesi boşa çıkmış, hakkında kötü zan besleyenlerin bu zanları gerçekleşmiştir.
Gösterişin Cezası
Belki de Allah sana bunu, dünyada iken Kendi katındaki makam ve dereceni kaybetme pahasına kulları nezdinde makam ve mevki arayarak O’na olan itaat ve ibadetinde yapmacık davranışın yüzünden yapmıştır. Böylece seni, davranışlarında Kendisine tercih ettiğin kimseler yanında rezil etmiştir. Çünkü sen, Allah’ın övgüsü yerine, Allah’a olan ibadet ve taat konusunda o kulların övgüsüne razı olup memnun olmuştun. Bir o durumu düşün bir de bunu! Bu tehlikeyi hatırla! İki durumdan hangisinin seni yücelteceğini ve iki durumdan hangisinin senin için hazırlandığını dikkatle düşün!
Ka’b’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Bir kişinin Cehenneme götürülmesi emredilir edilmez, yüz bin melek üzerine birden hücum eder.” Ebû Abdullah dedi ki: “Bana şöyle bir bilgi ulaştı: Kul Allah’ın huzurunda durdurulup da beklemesi uzayınca melekler şöyle derler: “Allah’ın lanetine uğrayası kul! Aziz ve Celil olan Allah’a bu kadar çok mu karşı geldin? Oysa dünyada güzel bir dış görünüş sergiliyordun.” Ebû Abdullah sözlerine devamla şöyle dedi: “Kim ki Allah’ın sevmediği işlerle kendini insanlara sevdirmeye çalışır ve Allah’ın hoşlanmadığı şeylerle O’na kafa tutarsa, o kimse izzet ve celâl sahibi Allah’a, kendisine hiddet ve gazab etmiş olarak kavuşur.”
Sıratın Mahiyeti
Bütün incelik ve kayganlığıyla Cehennemin üzerine uzatılmış ve altında da Cehennem, dalgalarıyla çırpınıp dururken gözünü kaldırıp Sırat köprüsüne baktığında yüreğine dolacak korkuyu bir düşün! Bu ne müthiş ve korkunç manzara! Üzerinden geçeceğini kesin olarak biliyor, altındaki Cehennemin karanlığına bakıyorsun. Ateş dalgalarının hışırtısını ve ta derinden kabarışının gürültüsünü işitiyorsun. Melekler sesleniyor: “Rabbimiz, bunun üzerinden kimi geçirmek istiyorsun?” Yine sesleniyorlar: “Rabbimiz, Rabbimiz! Sen kurtar! Sen kurtar!” Onca korkunç manzarasıyla ona bakıp dururken birden şöyle seslenilir: “Çıkın köprüye!” Birden bire senin ve mahlukatın ayağı altından değişmek üzere toprağın yükselişini hissedersin. Sonra yer, başka bir yere dönüşür. Bütün mahlukat âdeta bembeyaz gümüşten bir zemin üzerinde yayılmışlardır.
Sonra sen bütün dehşetiyle köprüye bakarken sana ve seninle birlikte herkese şöyle denilir: “Çıkın köprüye!” Sana “Köprüye çık” denildiği andaki yüreğinin çırpınış ve korkusunu bir düşün! Korku ve endişeden aklın uçmuştur. Sonra köprüye çıkmak için iki ayağından birini kaldırırsın. Ayağının altıyla onun keskinlik ve inceliğini hissedersin. Korkudan yüreğin ağızına gelir. Sonra diğer ayağını üzerine koyar, doğrulursun. Şimdi tam olarak köprünün üzerindesin.
Sıratta Günah Yükü
Sırtında taşıdığın günah yükün gittikçe ağırlaşmaktadır. Kalbin uçacak gibi olmasına rağmen köprüde yürümeye başladın, nihayet zirveye ulaştın. Sonra köprünün sallanmasıyla aşağıya doğru kaymaya başladın. Aşağıda Cehennemin kaynaması bütün insanları bir ıstıraba sürüklemiştir. Önünden ve arkandan insanlar peşi peşine Cehenneme yuvarlanmaktadırlar.
Acz ve zaafına rağmen köprü üzerindeki hâlini bir düşün! Önünden ve arkandan ayakları kayan erkek ve kadınlara bakmaktasın. Başları önlerine eğik, ayakları köprünün üzerinde... Melekler bazı erkeklerin sakallarından, bir kısım kadınların ise perçemlerinden yakalamaktadır. Bazılarının boynunda da halkalar vardır.
Yükselen Kıvılcımlar
Cehennem ateşi, onları yakalamak için azdıkça azmakta, coşup kaynamakta ve tepelerinin hizasına kadar kıvılcımlar saçmaktadır. Melekler onlara kancalar atıp çekmekte, ateş onların arzu ve hasretiyle kükreyip haykırmaktadır. Ateşin kıvılcımları insanların ta başlarına kadar sıçrayıp yetişmekte ve onları Cehennemin içine kadar çekmektedir. İnsanlar kurtuluşlarından ümit kesmiş vaziyette feryat ve figan etmektedir. Alevlerin ta tepelerine kadar çıkmasından aşağıya yuvarlanmakta ve “Mahvolduk! Helak olduk!” diye bağırmaktadırlar. Sen de, “ayaklarım kayar, köprüden aşağıya uçarım, düşüp vücudum paramparça olur, ayaklarım köprünün üzerinden kesilip havalanırım” korku ve endişesi içerisinde onlara bakmaktasın.
Sıratta Hâlimiz Ne Olur?

Bu hâli sakin bir kafayla ve güçsüz bedenine acıyarak düşün! Köprünün üzerinden rahat geçmek için daha dünyada iken günah yükünü hafiflet. Hiç şüphesiz Kıyamet gününün tehlikeleri, onları dünyada iken akıllarıyla düşünen, onlardan kurtuluşa çok büyük önem veren, kalblerine Âhiretteki kurtuluşun ağır yükünü yükleyen, o kurtulabilme korkusunu yüreklerinde taşıyan Allah dostları için hafifletilir. Bu özelliklerinden dolayı Mevlâları, Kıyamet günü bunları üzerlerinden hafifletir.
Öyleyse sen de bunları sürekli olarak göz önüne getir, bunların korku ve kaygısını kafandan bir an olsun çıkarma ki, Allah da böylece sana hafifletip kolaylaştırsın. Çünkü Allah zatına yemin ederek, dostlarına hem dünyadaki hem de Âhiretteki korkuyu tattırmayacağına söz vermiştir.
Ya Sırattan Düşersen...
Şiddetli korku ve zayıf bedeninle Sırat köprüsünün üzerinden geçişini düşün! Eğer gazaba uğramış ve affedilmemişsen, birden bire ayağının Sırattan kaydığını görürsün. Eğer Allah seni affetmezse, ayağının Sırattan kayacağı anki hâlini düşün! O anda kendi kendine, “Ebediyyen mahvolup gittim!” dersin. “İşte korkup endişe ettiğim başıma geldi.” dersin. Aklın uçar. Sonra diğer ayağın da kayar. Baş aşağı düşersin. Ayakların Sırattan kesilmiştir. Demir kancaların deri ve etlerine saplanmasından başka bir şey hissetmezsin. Bunlarla ateşe doğru çekilirsin. Ateş üzerine hücum eder.
Cehennem, Mevlâsının gazabından dolayı öfkesi kabarmış bir hâldedir. Ateş seni çektikçe sen Sırattan aşağıya doğru uçarsın. Ateşin hararetini hissettiğin anda, “Mahv oldum!” “Helak oldum!” diye feryat edersin. Pişmanlık ve teessüf bütün kalbini kaplamıştır. Daha ölmeden önce ve dünyadayken Aziz ve Celil olan Allah’ı razı etmeyi, hoşlanmadığı her şeyden de el çekmeyi ve böylece seni affetmesini boş yere temenni edersin.
Nihayet sen ateşin ortasına varınca, alevleriyle üzerine tamamen kapanır. Yüreğinin hasret ve pişmanlık ateşi doruk noktaya ulaşmıştır. Sen cenemme atıldığın anda şişersin. Sen yüzükoyun Cehenneme yuvarlanıp feryat ve figan ederken Aziz ve Celil olan Allah Cehenneme “Doldun mu?” diye seslenir. Sen hem Cenab-ı Hakk’ın seslenişini, hem de Cehennemin şu cevabını işitirsin: “Daha var mı?” (Kaf Sûresi: 30) Sen ateşin içinde iken, alevleri vücudunu sararken ve yaraları bedenini kaplarken Yüce Allah:
“Boş yerin var mı?” der. Sonra çok geçmeden vücudun akar, etlerin dökülür, sadece kemiklerin kalır. Sonra ateş içine salıverilir. Orada ne varsa hepsini yer bitirir. Sen feryat edip ateş de ciğerlerinin içine girerken, o ciğerlerinin hâlini düşün! Sen ağlayıp pişmanlığını haykırdığın hâlde bile artık sana acınmaz. Bir daha günaha dönmeyeceğim diye söz versen bile artık tevben kabul edilmez ve feryadına cevap verilmez
|
|
Şeytan'ın mektubu
Seni dün günlük işlerini yaparken gördüm. Namaz kılmadan, dua etmeden bir günü daha geçirdin. Hatta yerken ve yatarken bile dua etmek için vakit ayırmadın. Çok nankörsün! Seninle gurur duyuyorum. Benimle olduğun için çok mutlu olduğumu söyleyemem.Hatırlıyormusun? Senelerdir beraberiz ama seni hala sevmiyorum. Doğruyu söylemek gerekirse: Senden Allah'tan nefret ettiğim için nefret ediyorum.Allah beni cennetten attığı için bende seni kullanıyorum. Seni de Allah'ın bana yaptıklarını ödetene kadar kullanacağım, ondan sonra sende defolup gidebilirsin.
Biliyormusun aptal
Allah seni seviyor, ama sen hayatın boyunca benim yanımdaydın. Bunun içinde seni ödüllendireceğim. Hayatının berbat olmasını sağlayacağım. Biz ikimiz beraber kaldıkça bu Allah'ı çok üzecek.Zaman senin hayatını kimin yönlendirdiğini O'na gösterecek. Ve bu senin sayende olacak. Geçirdigimiz güzel günleri hatırla, insanları nasıl hor görüyorduk, onlara küfür ediyorduk, çılgın partilere gidiyorduk, hırsızlık yapıyorduk, nasıl iki yüzlü davranıyorduk, sigara kullanıyorduk, camii'ye gitmiyorduk, dedikodu yapıyorduk..... Bunların hepsini kaybetmek istemezsin değil mi? Hadi gel aptal! Sonsuza dek beraber yanalım! Senin için çok şeyler düşünüyorum.Bu mektubu sana ne kadar değer verdiğimi söylemek ve hayatının büyük bir parçasını kullanmama izin verdiğine teşekkür etmek için yazıyorum. Aptal, bazen sana çok gülüyorum. Öyle salaklıklar yapıyorsunki, benim bile miğdemi bulandırıyorsun. Sen böyle devam et. Yeni nesile yalancılığı, aldatmayı,kumarı ve camii yerine diskolara gitmeyi öğret. Sen bunları onların yaninda yap ki onlarda seni örnek alsınlar. Bir zaman sonra onlarda aynısını yapacaklardır. Çocuklar böyle işte. Neyse, şimdi gitmeliyim ama birkaç saniye sonra tekrar seni görmeye geleceğim.Azıcık aklın olsaydı tövbe etmek için biryerlere giderdin ve yaşayacak olduğun bir kaç seneyi de Allah'la beraber geçirirdin. Bir kimseyi uyarmak karakterimde yoktur aslında, ama seni tanıyorum. Sen zaten benim yanımdan ayrılmazsın. Senin yaşında olan bir insanın hala günah işlemeye devam etmesi saçmalık olsada. Sakın beni yalnış anlama, senden hala nefret ediyorum, ve bu böyle devam edecek. Beni gerçekten seviyorsan tabiki bu yazıyı kimseyle paylasmazdın. Ölüm bizi buluşturana kadar....şeytan...

|
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
20/4/2007 - slm
Bir martının kanadına takılı kaldı yüreğim, bir kayıkla açılıp güneşe doğru yol almak istedim gün boyu. Bir gece vakti dolunayda, tek başına düşüncelere dalmak..
Dalgaların sesine karışmalı içimdeki sessiz çığlık. Rüzgar, yaprakları suyun üstüne ulaştırmalı bir de sevdaları.
Kaç kişi sessizce anlatmıştır sevdasını denize? Ve kaç kişi sırlarını paylaşmıştır bilinmez. Ama ben tüm sevda türkülerini dinlemek istiyorum denizin dilinden. Tüm gözyaşlarının suya yansımasını görmek. Belki aralarında kendi sırlarımı da bulurum diye. İnsanlar arasında kaybolmuş gönülleri fark edebilirim diye..
Martılar ne kadar da şanslılar, özgürce dolaşıyorlar gökyüzünde. Bir martının gözleriyle bakmak her şeye, ne güzel olurdu. Ne güzel olurdu maviye, özgürlüğe hasret duyanları görebilmek.
Ne çok şiir yazıldı adına, ne çok türkülerde geçti adın ey deniz!. Benimde türküm var mıdır derinlerinde? Yüreğimden kopup gelen cümleleri duyar mısın, söylemeden. Hisseder misin içine düştüğüm yokluğu. Yoklukla birlikte bulduğum varlığı..
Bir sabah vakti balıklarla karşılamak günü, dolunayın suya bıraktığı benliğini izlemek ne güzel..ve yıldızları izlemek ay kaybolduğunda.
Ne güzel denizi hissetmek içinde, deniz olmak ne güzel..
Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların.
Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var.
Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız.
Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu, diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca?
Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine.
Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim.
Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum.
Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başında içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün.
Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım.
"Yine zamansız yağmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları" dedim, "Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum.
Neler yazmışım diye merakımdan.
Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup sende.
Hiçbir duygumu ertelemedim ben. Yaşayacağım hiçbir şeyi sonraya bırakmadım
Sonra diye bir şeyin olmadığını biliyorum çünkü. Hep yarına dair hayaller kurmak, gelmesi mümkün olmayacak zamanları beklemek
benim işim değil.yaşanmışlıkların iliklerimize kadar işleyen, tüm benliğimizi saran izlerini zavallı kelimelerin arasına sıkıştırmak hiç de kolay değil aslında.
tatlı bir düş gibi yaşanan, masallarda bile okumadıgım eşsiz bir ilişkiyi anlatmak ne zormuş meger.elimin altındaki klavye adeta bana düşman gibi .tarifsiz sevgimi o gizemli kelimelerini köşe bucak kaçırıyor benden.sen hiç yaşadın mı ? yüzünü hiç yakından görmediğin, rüzgarın ılık nefesinin bile sesini kulagına getırmedıgını bırını delice sevmek duygusunu ?
dostluk ve sevgının bir volkan misali yüregınde patladıgı ve tüm ruhunu sardığını hissettinmi
kim oldugunu, nerede oldugunu bile bilmeden...
birbirini tanımayan iki insan arasında yazılan her harfle, her heceyle, her kelimeyle tıpkı örümcegin o şaheseri gibi örülen agı gördünmü ? inanılması ne kadar zor degılmı ? aşılmaz zannettıgım gerçekliğimi yerle bir eden, nasıl büyük bir bağ.
yazmak yazmak ve yine yazmak bıkıp usanmadan...ruhumun fırtınasını anlatmaya çalışmak sana, çırılçıplak soymak yüregimi, yazdıgım her satırda...ve beklemek...bıkıp usanmadan beklemek gelecek cevabı...sonra defalarca okumak o satırları...
seninle gökyüzünün sonsuz maviliğinden seyretmek dünyayı... Sensiz bir gecenin daha geçmesine dayanabilirmiyim bilmiyorum... birini sevmek neden bu kadar zor sen yanımda olmadığın halde... benim değilsin ve belkide hiçbir zaman benim olmayacaksın... sensizlik bir ok gibi saplanıyor o sensiz geçen gecelerde...
tam vazgeçtim diyorum ama her seferinde sen çıkıyorsun karşıma... bazen kalbimden çıkarıp atmak geliyor içimden sensizliği.. yapamıyorum; elim yetişmiyor...kimi zamansa uzanıp tutuvermek istiyorum,sıcaklığını hiç hissetmeden o ellerinee...
uzanamıyorum belki bir soluk kadar yakınsın bana; ama biliyorum ki varlığın bir o kadar uzak. beynim unutup başka limanlara demir atmak istesede; kalbim bekle diyor..gidemiyorum... bazen unutmalıyım diye yazmak istiyorum kağıda; benliğime öyle bir kazımışımki seni; silmek istiyorum ama...silemiyorum.. gözyaşlarımın içinde sakladığım sevdiğimi kaybetmek istemiyorum seni ama...tutamıyorum..ağlıyorum...
ne yazık;attığım her adımda,tuttuğum her dilekte sen varsın.....
bırak deselerde gerçekleşmeyecek hayalleri... ben sende kaldım..unutamıyorum...
m...bırakamıyor um seni..
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
11/4/2007 - Esmaül Hüsna
'}" gadgetparams:authorview="False" gadgetparams:manifesturl="http://download.gallery.start.com/d.dll/2~1~713~5303/gadget.xml" gadgetparams:moduleid="GadgetGallery:http://download.gallery.start.com/d.dll/2~1~713~5303/gadget.xml">
'}" gadgetparams:authorview="False" gadgetparams:manifesturl="http://download.gallery.start.com/d.dll/2~1~713~5303/gadget.xml" gadgetparams:moduleid="GadgetGallery:http://download.gallery.start.com/d.dll/2~1~713~5303/gadget.xml">Allah, er-Rahmân, er-Rahîm, el-Melik, el-Kuddûs, es-Selâm, el-Mü'min, el-Müheymin, el-Azîz, el-Cebbâr, el-Mütekebbir, el-Hâlık, el-Bâri', el-Musavvir, el-Gaffâr, el-Kahhâr, el-Vehhâb, er-Rezzâk, el-Fettâh, el-Alîm, el-Kâbıd, el-Bâsıt, el-Hâfıd, er-Râfi, el-Muiz, el-Müzill, es-Semi', el-Basîr, el-Hakem, el-Adl, el-Lâtîf, el-Habîr, el-Halîm, el-Azîm, el-Gafûr, eş-Şekûr, el-Aliyy, el-Kebîr, el-Hafîz, el-Mukît, el-Hasîb, el-Celîl, el-Kerîm, er-Rakîb, el-Mücîb, el-Vâsi', el-Hakîm, el-Vedûd, el-Mecîd, el-Bâis, eş-Şehîd, el-Hakk, el-Vekîl, el-Kaviyy, el-Metîn, el-Veliyy, el-Hamîd, el-Muhsî, el-Mübdî, el-Muîd, el-Muhyî, el-Mümît, el-Hayy, el-Kayyûm, el-Vâcid, el-Mâcid, el-Vâhid, es-Samed, el-Kâdir, el-Muktedir, el-Mukaddim, el-Muahhir, el-Evvel, el-Âhir, ez-Zâhir, el-Bâtın, el-Vâli, el-Müteâlî, el-Berr, et-Tevvâb, el-Müntakim, el-Afüvv, er-Raûf, Mâlikü'l-Mülk, Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm, el-Muksit, el-Câmi', el-Ganiyy, el-Muğni, el-Mâni', ed-Dârr, en-Nâfi', en-Nûr, el-Hâdi, el-Bedî', el-Bâkî, el-Vâris, er-Reşîd, es-Sabûr.
'}" gadgetparams:authorview="False" gadgetparams:manifesturl="http://download.gallery.start.com/d.dll/2~1~713~5303/gadget.xml" gadgetparams:moduleid="GadgetGallery:http://download.gallery.start.com/d.dll/2~1~713~5303/gadget.xml">
Salat-i Tefriciye
Bir kimse, cok önemli bir isinin veya önemli bir dileginin gerceklesmesini, ya da üzerinde devam edip duran büyük bir belanin üzerinden cekilip gitmesi (kalkmasi) icin, “Salat-i Tefriciye”yi 4444 defa okuyup, bu mubarek Salatu Selam ile Yüce Peygamberimizi vesile edinse, hic süphe ve tereddüt yoktur ki, Yüce Allah, o kulunun istek ve muradinin olmasi icin hayrli bir kapi acar, hayrli bir sebep yaratir ve ona muradini verir .”
Bismillahirrahmanirrahim Allâhümme salli salâten kâmilaten ve sellim selâmen tâmmen alâ seyyidinâ Muhammedinillezi tenhallü bihil’ukadü, ve tenfericü bihil’kürabü, vetükdâ bihil’havâicü, ve tünâlü bihir’regâibü, ve hüsnül’havâtimi, ve yüsteskal’gamâmü bivechihil’ke’imi ve alâ âlihi ve sahbihî fî külli lemhatin ve nefesin biaded-i külli mâlûmin lek
Rahman ve Rahim olan Allah’in adiyla. Ey Rabbim! Senden yardim istiyorum, sana tevekkül ediyorum, benim isimin zorlugunu azalt! Seferimin mesakkatini kolaylasdir ve beni hayrla riziklandir. Benden her türlü serri defet. Sadrima insirah ver.Isimi kolaylasdir, dilimdeki dügümü cöz. Ey Rabbim, kendimi, dinimi, ehlimi, malimi, akrabami ve seninle benim aramda ahiret ve dünyaya müteallik ne varsa cümlesine seni birakiyorum ve sana emanet ediyorum. Bizim hepimizi her türlü kötülükten ve üzücü seylerden muhafaza et! Ey kerem sahibi Rabbim! Beni ve benim beraberimdekileri muhafaza et! Beni ve beraberimdekileri selamette kil, beni ve beraberimdekileri menzilimize ulastir ey Rabbim! Ey Rabbim! Sana tevbe etdim, Sana sarildim, takvayi bana azik olarak ver, günahimi magfiret et, her nereye yönelirsem beni hayra yönelt.
Download Linki : http://www.why-islam.net/download/tefriciye.zip Salat-i Tefriciye okuma, ezberleme ve Hesaplama Programi
Bu program ile Salat-ı Tefriciyeyi okuyabilir, dinleyebilir ve kaçıncı sırada kaldığınızı kaydedebilirsiniz.
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
9/4/2007 - Aşk Duası
AŞK DUASI
Rabbim Bir insan koy kalbime Ama o insan senin de sevdigin olsun
Ve bana öyle bir insan sevdir ki O insanin kalbi Seninle sevisen bir mabed olsun. Beni öyle bir insanla bulustur ki benden önce Onunla bulusmus olan sen olasin
Onunla el ele tutustugumuzda Ikimizin uzerinde Senin elin olsun
Bana öyle gözler göster ki Ben o gözlerden sana bakayim Bana öyle bir sevgili ver ki O gözler cennete acilan iki pencere olsun
Onunla oyle bir yolda yürüyelim ki Kilavuzumuz sen olasin ey Rabbim
Oyle bir sevgili verki bana Ona sarildigimda kainat bize baksin Birbirine sarilsin Sevgimiz kurtla kuzulari baristirsin Bize bakip seytan Adem'e secde etsin Günah sevap ugruna kendini feda etsin Olüler birer birer uyansin sevgimizle
Bize öyle bir sevgili ver ki Rabbim! Sevgimizde Muhammed sevilsin Oyle sevelimki birbirimizi Hz. Hatice göklerden bize seslensin Ve desin ki;
"Bak ya Muhammed bak su sevgililere onlar bizde... bizde onlardayiz. Bak Askimiz birkez daha yasaniyor yer yüzünde.. Allah Askimizi öyLe cok seviyorki binlerce insana yasatiyor..
ASK DUASI.... 
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
9/4/2007 -

pratik bilgiler
Küçük yaniklar için: Ari, sivri sinek**Firininiza sinmis kötü-* Buz *Çicekleriniz için* Fareleri kaçirmak için : * Ampülün üzerine:GIDALAR BÖREK :.SOGANLAR..Sosislerin: REÇEL** TAVUK ETI : DAHA YESIL SEBZELER
GENEL * Kapilariniz veya çekmeceleriniz bir müddet sonra itsenizde çeksenizde kapanmalari zorlasir: Kapinizin, çekmecenizin sürten kismina vazelin sürün. * Bas agrisi için: Kahve çekirdegine limon suyu sikin yavas yavas yiyin.(Birkaç tane) * Mantar kapakli siseleri yatik vaziyette saklamalisiniz. * Sarap siselerinin mantarini tekrar siseye geçirmek için: Mantari kaynar suyun içine atin. * Içkilere güzel tat ve görüntü vermek için: Buzu dondururken buz kabinin içine kiraz, nane yapragi, yesil zeytin vs. koyup dondurun. * Buz dondururken: Suyu kaynatin, soguyunca buz kaliplarina koyup dondurun. Buzlar daha canli kristal gibi görünür.Kaynamis suda oksijen azalir. Buda buzun mat görünmemesini saglar. * Dislerinizi dogal temizleyin: Çilegi ezin dis firçanizin üzerine koyun dis etlerinize kompres yapin. Sonra dislerinizi firçalayin. * Küçük yaniklar için: Temiz bir süngeri hafifçe islatin buzdolabinizin derin dondurucu bölümüne koyun. Yanmis yerin üzerine hafif hafif kompres yapin. üstüne bal sürün bir müddet cok aciyacaktir .24 saat sonra kahverengi kabuk bagliyacaktir . * Agiz kokusu için: Kahve çekirdegi çigneyin. * Ari, sivri sinek sokmalarina karsi: Kesme sekeri hafif islatin -bal -sokulan kismin üzerine hafifçe bastirin zehiri alir ve kasinmayi sismeyi önler. * Fermuarlar sikisirsa: Kursun kalemle fermuar dislerinin üzerini karalayin. * Gözlük camlari: Gliserin ile silerseniz bugulanmadigini göreceksiniz. * Ayakkabilariniz ayaginizi sikiyorsa: Bir bardak saf alkolü ayakkabinizin içine dökün. Iyice derisine yedirin ve giyin. Derisi ayaginiza göre açilacaktir. * Cam sil ile deri ayakkabilarinizi silmeyi hiç denedinizmi * Çicekleriniz için: Hasladiginiz yumurtanin suyunu saksiya dökün. * Gülleriniz boyunlarini bükerse: Ilk önce sicak suya sonra soguk suya batirin. * Saksi çiçekleriniz için : Sigara küllerini saksiniza koyarsaniz yapraklardaki kurt böcek vs. yokedersiniz. * Kapilarinizi vs. cila yaparken : Cila olmamasini istediginiz yerlere vazelin sürün buralara cila tasarsa bile kuruyunca çok kolay çikarabilirsiniz. * Akü Baslari oksitlenirse : Cola sürerseniz oksitlenmeyi önlersiniz * Iskambil kagitlarini : Kolonya ile silip yumusak bir bezle kurulayin. * Fareleri kaçirmak için : Nane yagini bir karton parçasinin üzerine sürün farelerin geldigi yere koyun. * Boya firçalari sertlesmis ise : Kaynamis sirkeli suda bekletin yumusadigini göreceksiniz. * Elinize uhu yapistirici bulasirsa : Asetonla silin * Mangal izgaranizi temizlemek zordur : Ilikken cam sille temizleyin veya ilikken nemli gazete kagidina sarin birmüddet sonra sertlesmis artiklarin yumusadigini göreceksiniz. * Boya kokusunu gidermek için : Iki büyük bas sogani soyup ikiye bölün suyun içine atin bunuda kokulu odaya koyun. * Cam kiriklarini : Temizlersiniz fakat kiymiklari göremessiniz bunuda temizlemek için islak pamuk imdadiniza yetisir. * Agzi dar sise kavanoz temizlemek için : Biraz deterjan biraz su bir kasik pirinç çalkalayin * Balikli tava kokusu : Tavayi limonla bir güzel ovalayin ve yikayin. * Kesik Limonu nasil saklarsiniz : Küçük bir tabaga toz seker serpin, kesik tarafi sekerin üzerine gelecek sekilde koyun iki hafta limon kurumadan saklanir. * Ampülün üzerine biraz parfümünüzden sikiniz yakildiginda mis gibi kokar odaniz. * Patates haslarken : Haslama suyunun içine bir kasik margarin koyun patateslerin vitaminlerini kaybetmemis olursunuz.patatesler daha çabuk piserler ayni zamanda.
GIDALAR
* Karideslerin haslanirken çikarttigi pis kokulardan kurtulmak için: Karideslerin bas kisimlarini haslamadan önce koparip atin ve bir dilim limon ile kaynatin. * Soyulmus patateslerinkararmadan saklanabilmesi için: Saklanacak kabin içine su, bir tutam tuz koyun. Buzdolabinda saklayin gerektigi zaman suyla yikayip kullanin. * Pastalarin daha gevrek olmasi için:(tatli*tuzlu farketmez): Hamurun içine bir çay kasigi tuz atin. * Dereotonu saklamak için: Temiz bir havluya kaplayacak sekilde sarin, bu sekilde naylon torbaya koyup buzdolabina saklamaya birakabilirsiniz. * Tazeligi gitmis pörsümüs yesillikleri canlandirmak için: Iki kasik limon suyu karistirilmis buzlu su dolu kabin içine koyun 1saat buz dolabinda bekletin.
DAHA YESIL SEBZELER Yesil sebzelere renk veren, klorofil maddesidir. Pisirdiginizde sebzelerin bu yesil rengi daha az kaybetmeleri için, önce bol buzlu suda bekleterek, klorofilin sabitlesmesini saglayin.
KARARMAYAN SOGANLAR Soganlari kizartmadan üzerlerine biraz un serperseniz, kavururken kararmazlar.
KIZARMIS BÖREK Börek üzerinin kizarmasi için üzerine yumurta sürülür, evde yumurta kalmamissa, biraz yogurdu bir yemek kasigi yagla karistirip sürün, güzel bir renk oldugunu göreceksiniz.
DOMATES'IN KABUKLARI Domates'in kabuklarini kolay soymak için, biçagin sirtiyla domateslerin kabuklarini soyacaginiz yönün tersine sürtün ve daha sonra soyun ya da domatesleri kaynar suda 1 dakika bekletin.
TATLI PATLICAN Patlicanlarin acisini almak için , patlicanlari soyduktan sonra tuzlu suda bir müddet bekletin. Sari su çiktiktan sonra, patlicanlari sikarak sudan alin.
VITAMINI KAYBOLMAYAN SALATA Yesil salata ve marulun yapraklarini yikadiktan sonra biçakla keserek dogramak yerine, elinizle koparin. Böylece vitamin kaybini önlemis olursunuz.
REÇEL YAPARKEN Reçel yapacaginiz meyvalari iyice yikayip kurulamalisiniz. Karistirirken mutlaka tahta kasik kullanmalisiniz. Sekerlenmeyi önlemek için limon tozu yerine, limon suyu kullanin. Kavanozlara koydugunuzda iyice sogumadan ve üzerindeki hava kabarciklarini kagit havlu ile almadan kavonozun agzini kapatmayin. Reçellerinizi serin ve karanlik yerde saklayin.
LEZZETLI ÇIKOLATA SOS Çikolata sosu hazirlarken içine koyacaginiz bir tutam tuz, çikolata sosunun kokusunu daha da belirgin kilar. Çikolata sosun içine biraz kahve eklediginizde, tadinin çok degisik oldugunu göreceksiniz.
KOLAY SOYULAN YUMURTALAR Kati haslanan yumurtalari kolayca soymak için, kaynar sudan çikardiktan sonra hemen soguk suya tutun ve bir süre soguk suda bekletin. Su kabugun gözeneklerinden girerek soymayi kolaylastirir.
MANTAR SOTE PISIRIRKEN Mantar sote pisirirken, tencerenin kapagini açik birakirsaniz, hem mantarlarin su koyuvermesini hem de kararmasini önlersiniz.
PISMIS YUMURTAYI ÇIG YUMURTADAN AYIRMAK Pisirip sakladiginiz yumurtalari , çig yumurtalarla ayni yere koyuyorsaniz, bunlari ayirmanin en kolay yolu çig yumurtalar döndürdügünüzde kolaylikla dönmezken, pismis yumurtalar kendi ekseni etrafinda rahatlikla dönerler.
TAVUK ETI HAKKINDA BILMENIZ GEREKENLER Tavuk eti çabuk bozulan gidalardandir. Son kullanici olan müsteriye ulasincaya kadar hijyenik ortamlarda saklanmasi bir zorunluluktur. Denetim altinda kesildikten sonra bakteri üretimine yol açmamasi için +40 C' de saklanmalidir. Tavuk eti müsteri tarafindan satin alindiktan sonra buzdolabinda en fazla 1 gün bekletilip tüketilmelidir. Derhal tüketilmeyecek ise, temizledikten sonra tavuk plastik folyoya sarilarak derin dondurucuda bekletilebilir. Bu sekilde dondurulmus etler *180 C' de 3 ay kadar saklanabilir. Ayrica, tavuk eti tahta et tahtasi üzerinde kesilmemelidir. Siyah etten farkli olarak mikro organizmalara karsi daha dayaniksiz olan tavuk etinin mermer veya plastik üzerinde kesilmesi gerekir.
YOGURDUN FAYDALARI Yogurttan daha fazla yararlanmak için suyunun atilmamasi gerekir. Yogurdun tüm vitamin ve mineralleri bu suda bulunmaktadir. Ayrica, bu su yemeklere eksi bir tat kazandirmak istenildiginde de kullanilabilir.
YESIL SEBZELERIN CANLILIGININ KORUNMASI
Satin alinip buzdolabinda saklanan yesil sebzeler bir süre sonra canliliklarinin yitirirler. Tekrar canli hale getirmek için ise, yikanip 10*15 dk. kadar 2 litrelik suya katilmis 1 yemek kasigi limon suyunda bekletilmesi yeterli olacaktir.
EKMEGIN KÜFLENMESINI ÖNLEMEK IÇIN Ekmeginiz durup dururken dolabinda küfleniyorsa, ekmek kutusunu 15 günde bir sirkeli suyla silmek yeterlidir.
* Evinizde mayonez yaparken: Zeytinyag yerine susam yagi kullanin. Mayoneziniz daha uzun zaman bozulnadigini göraceksiniz.
* Yesil salatalik malzemelerinizi elinizle koparirsaniz vitaminlerini öldürmezsiniz.
* Balik çorbasi yaparken: Suyunun daha lezzetli olmasi için baliklari en*az 45*60 dakika kaynatin.Bas ve kuyruk kisimlarinin en lezzetli yerleri oldugunu unutmayin.
Karnabahar pisirirken
eve yayilan kokudan kurtulmak için: pisirme suyuna bir parça tuz ve iki kasik sirke ilave edip, suyun üzerinde köpük olusumunu bekledikten sonra, içine sebzeleri atmayi deneyin. Evi saran kötü kokudan eser kalmadigini göreceksiniz.
Mutfaginiza sinmis kizartma kokusunu yok etmek için: izgaranin üzerine defne yapragi, ada çayi yapragi ve kekik yapragi koyun.
Yemeginizin içine sarap yerine koyabileceginiz karisim: 1/3 üzüm sirkesi, 2/3 su, 1 küp seker; bunlari iyice karistirin ve yemeginizde kullanin. Sonuç mükemmel olacak.
Sosislerin patlamasini önlemek için:
firin ya da izgaraya koymadan önce soguk süte batirmaniz yeterli olacaktir. Meyvelerin arasina serpistireceginiz herhangi bir türden yapraklar onlari uzun süre taze tutacaktir. ** Nane, adaçayi ve çekilmis cevizin pek çok yemekte kullandiginiz besamel sosa çok hos lezzet kattigini biliyor muydunuz ? Fakat bu aromali otlari, sos pisip atesin söndürülmesine yakin tencerenin içine ilave etmeye dikkat edin. ** Bayat ekmegi ince ince dilimleyin üzerine az miktarda süt serpin ve kizgin yagda bir yüzünü kizartin. Ters çevirip üzerine domates ve taze kasar peyniri koyun. Peynirler erimeye baslayinca üzerlerine kekik ve karabiber serpip sicak sicak servis yapin. ** Sikilmadan önce bir süre soguk suda bekletilen portakallarin daha fazla verdiklerini biliyor muydunuz ? ** Et ya da balik yaptiginizda yemeginizin suyunun daha lezzetli olmasini istiyorsaniz birkaç damla 95ºC'lik alkol serpistirin. Tadi damaginizda kalcak. ** Tavuk etinizin daha yumusak, daha güzel kokulu ve daha lezzetli olmasi için pisirmeden önce tavugu yarim limon ile iyice ovalayin ve sonra tavugun üzerine ve içine rendelenmis limon kabugu koyun. ** Kis aylarinda hepimizin vazgeçilmez içecegi C vitamini deposu portakal suyudur. Eger portakallari sikmadan önce yarim saat soguk suda bekletirseniz siktiginizda daha çok portakal suyu elde edersiniz. ** Sarimsaklarin daha çabuk ezilmesi için cam bir kavanozda ve buzdolabinda saklamaniz yeterli olacaktir. **Patlican kabuklarini soyduktan sonra içine sirke ve çok az zeytinyagi konmus suda bir süre haslayin. Daha sonra istediginiz küçüklükte dilimleyin ve pilav yaparken içine karistirin. Göreceksiniz pilaviniz çok leziz olacak. **Firininiza sinmis kötü yemek kokularini temizleyip yerine güzel kokular biraksin diye satin aldigimiz o pahali ürünler istediginiz gibi ferah bir koku birakmiyorsa, size daha pratik ve ucuz bir önerimiz var. Yemek yapmadan önce firininizin ortasina yarisi sirke yarisi su ile doldurulmus bir tava koyun. Firininizi birkaç dakika için isitin. Daha sonra sogumaya birakin. Firininiz umdugunuzdan da güzel kokacak. ** Eskilerin yöntemleri her zaman en iyi, en dogrudur. Bisküvilerin ve kurabiyelerin taze kalmasi için, teneke bir kaba koyun ve yanina bir avuç pirinç birakin; bayatlama sorunu ortadan kalkacaktir. ** Elmanin faydalari bitmez. Lahana yemegi yaptiktan sonra evinize sinen ve pencereleri açsaniz da çikarmayi basaramadiginiz lahana kokusundan kurtulmak artik çok kolay. Bir elmanin kabugunu soyup lahanin pisme suyuna ekleyin. Hem koku çabucak yok olacak, hem de lahanin hazmi daha kolay olacak.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
***
***
|

Hakkımda
selamlarr



Kategoriler

MESAJ PANELİ

Arkadaslarim
<
>•
<%FriendUsername%>


|