Allah Güzeldir...Herkezi Sever... - Blogcu

Allah Güzeldir...Herkezi Sever...

20/4/2007 -

 

muhtarinkizi

eN bÜyÜk mAhKeMe


MySpace images

 Sen, diğer yaratıklarla birlikte Kıyametin karanlık ve şiddetli sıkıntısı içerisinde karar faslını ve nimet veya hüzün yurduna girmeyi bekleyip gözlerken birden bire Arşın nuru yükselir. Yeryüzü Rabbinin nuruyla parlar. Kalbin Cebbar olan Allah’ın hükmetmeye başla­yacağına kesin olarak inanır. Ona arzedilme sıran gelmiştir. Öyle ki senden başka kimse­nin arzedilmediğini ve senden başka kimsenin işine bakıl­madığını sanırsın.

Hamîd bin Hilal’in şöyle dediği bildi­rilmiştir: “Bize an­latıldı ki: Kıyamet günü bir kişi Hesab’a çağırılarak: ‘Ey fa­lan oğlu falan hesaba gel!’ denilir. Hatta o zanneder ki, ‘he­saba getirilenlerden benden başkası kast edil­miyor.’

Cehennemin Kükreyişi

MySpace images

 Sonra Yüce Allah: ‘Ey Cebrail, bana Ce­hennemi getir!’ buyurur. Cebrail yanına varıp, ‘Ey Ce­hennem, gel!’ dediği zaman Cehennemi bir dü­şün! Allah’ın başka bir varlık yaratıp da ken­disini onunla azaplandıracağı korkusuyla ıstı-rabını ve titremesini bir tahayyül et! Çalkalanıp coştuğu ve parlayıp yaratıklara uzak yerinden baktığı ve onlara doğru iç çekip kükrediği anı bir düşün! Allah’ın emrine muhalefet edip asi olanlara karşı Rabbinin gazabından dolayı gazablanarak mahlukatın üzerine hücum ederken bekçilerini sürükleyişini düşün! İç çekiş ve kükreyiş sesini, dalgalar hâlinde birbiri ar­kasından gelen o homurtuları düşün! Kulağın o uğultularla dolmuştur. Korku ve heybetten yü­reğin ağızına varmış ve uçacak hâle gelmiştir. Yaratıklar onun kendilerine doğru kükreyişin­den şiddetle kaçarlar.

İşte o gün, çağrışma ve karşılıklı feryat günüdür. Ce­hennem sesinin yankılarını duyunca arkalarını dönüp ka­çarlar ve birbiri ar­kasına, Cehennemin etrafına, dizüstü çökmüş vaziyette dökülürler ve gözlerinden yaşlar bo­şanır.

Zalimlerin Feryadı

MySpace images

Cehennemin iç çekiş ve kükreyişi es­nasında mahluka­tın birbirine karışan ağlama sesini bir düşün! Zalimler feryat ve figan ede­rek yok olup gitmeyi dilerler. Her bir seçkin, sıddık, şehid, kısaca bütün halk: “Nefsî, nefsî!” diye bağırır. Düşün bir kere: Mahlukatın peygamberlere çağıran sesle­rini! Onlardan her kul: “Nefsî, nefsî!” diye seslenir. Sen de aynı şeyi söylersin. Sen de mahlukatla birlikte şid­detli tehli­keler ve yürek ürperten korkular içerisindeyken, bir de ba­karsın ki Cehennem ikinci bir kez haykırmıştır.

Senin ve onların korku ve endişesi bir kat daha artar. Arkasından üçüncü bir kez kükrer. Yaratıklar peşpeşe yü­züstü dökülürler. Gözle­ri belerir ve ateşin kendilerini kapıp götürme korkusuyla göz ucuyla gizli gizli bakarlar. O zaman zalimlerin yürekleri hoplar ve gırtlakla­rına dayanır da yut­kundukça yutkunurlar. Yutkunuşları boğazlarında dü­ğümlenir. Akıllar uçar, iyi ve kötü bütün insanların akılları şaşar. Hiçbir peygamber ve seçkin hiçbir salih kul kalmaz ki bundan dolayı aklı şaşmasın.

Peygamberlerin Korkusu

MySpace images

O anda Aziz ve Celil olan Allah, yolunun davetçileri ve kullarına karşı delilleri oldukları için mahlukatın en değerli­leri ve kendisine en yakınları olan peygamberlere yönele­rek, kend­ilerini kullarına ne ile gönderdiğini ve kulları­nın kendilerine ne cevap verdiğini sorarak bu­yurur: “Size ne cevap verildi?” Onlar da düşü­nüp hatırlayan değil şaşırıp unutan akıllarıyla: “Hiçbir bilgimiz yok. Şüphesiz ki gaybleri bilen yalnız sensin!” (Maide Sûresi: 109)

Bu ne büyük korku ki, Allah’a olan yakın­lıkları ve ka­tındaki değerlerine rağmen pey­gamberlerde öyle bir nok­taya varmış ki akılla­rını şaşırtmış da, ümmetlerinin kendile­rine ne cevap verdiğini dahi bilemez hâle ge­tirmiştir!

Ebü’l-Hasan ed-Dimeşkî’nin şöyle dediği rivayet edil­miştir: “Ebû Kurre el-Ezdî’ye de­dim ki: ‘İnsanların kalbi Kı­yamet gününün dehşetli hâllerine nasıl dayanır?” Dedi ki: “Onlar yeniden diriltildiğinde buna güç yetirecek bir ya­pıda yaratılırlar.” Ebü’l-Hasan dedi ki: “İshak bin Halef’e Yüce Allah’ın peygamberlerine söylediği: ‘Size ne cevap verildi? (so­rusuna) onların: Bilmiyoruz’ (Maide: 109) sö­zünü sordum ve onlar dünyada kendilerine ne cevap veril­diğini bilmiyorlar mı?’ dedim. Dedi ki: “Kendilerine bu soru yöneltildiğinde duy­dukları heybetin büyüklüğünden akılları şaşar ve dünyada kendilerine ne cevap verildiğini bilemez­ler. Dolayısıyla doğru söylüyorlar. Ni­hayet kendilerine ge­lirler ve dünyada kendile­rine nasıl cevap verildiğini hatır­larlar.”

Ebû’l-Hasan “Bu cevabı Ebû Süleyman’a naklettim. O: ‘İshak doğru söylemiş. Pey­gamberler o andaki sözlerinde doğrudurlar. Ni­hayet kendilerine gelince, kendilerine ne cevap verildiğini hatırlarlar.” dedi. Ebû Süleyman de­di ki: “Birinin, arkadaşına: ‘Benimle senin aran­da Sırat vardır’ de­diğini duyduğunda bil ki o Sıratı tanımıyor. Eğer tanısaydı, Sıratta bir kimseye takılmayı veya birinin kendisine ta­kıl­masını istemezdi.”

Kıyametin Manzarası ve Tekvîr Sûresi

MySpace

 “Allah’ın, peygamberleri toplayıp da: ‘Size ne cevap ve­rildi?’ dediği gün...” (Maide: 109) âyeti hakkında Mücahid’in şöyle dediği nakle­dildi: “Onlar korkarlar ve: ‘Bizim hiçbir bilgi­miz yok’ derler.” Yine “O gün her ümmeti diz çökmüş görürsün” (Casiye: 28) ayeti hakkında şöyle dediği bildirildi: “Yani, diz üstü sürüne­rek...” Mücahid de­vamla şunları söyledi: “Ab­dullah’ın şöyle dediğini duydum: ‘Hz. Pey­gamber (s.a.v.) buyurdu ki: “Sizi mahşerde Ce­hen­nemin korkusundan diz çökmüş olarak görür gibiyim.” Yine Mücahid dedi ki: “Ab­dullah bin Ömer (r.a.)’ın şöyle dediğini işit­tim: ‘Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘Kı­yamet gü­nünün manzarasına bakmak isteyen, “Güneş katlanıp dü­rüldüğünde...” (Tekvîr Su­resi: 1) suresini okusun.” Amr bin Zerr’in şöy­le dediği bildirildi: “Sabahleyin hayır aramak üzere çıkan kişi, hayır bulur. Gözlerinizin yaşarmamasını ve kalblerinizin katılığını bana mı yüklüyorsunuz? Eğer bu­gün size Allah’ın Kitabından bir öğüt dinletmezsem, o za­man suçu bana yükleyin.” Sonra şu âyet-i kerîmele­ri okudu: “Güneş katlanıp dürüldüğünde, yıl­dızlar (kararıp) döküldüğünde, dağlar (salla­nıp) yürütüldüğünde...” (Tekvîr Sûresi: 1-3) tâ “...Kişi neler getirdiğini anlamış olacaktır” (Tekvîr Sûresi: 14) ayetine veya surenin sonu­na varıncaya kadar... Sonra şöyle devam etti: Beni dinleyiniz! O bekle­yişte onlar arasında senin hâlin ne olacak?! Onların maruz kaldığı korku ve dehşete; hatta kalbin güç yetiremeyecek, vücudun kaldıramayacak kadar büyü­ğüne senin de maruz kalacağını biliyor mu­sun? İşte görüyorsun, o durakta pey­gamber­lerin bile akılları şaşmış. Sen ise, âsi, günah­kâr ve Rabbinin hoşlanmadığı işlere devam edip dururken aklın ne hâle gelir ve hâlin nice olur?

En Yakın Akrabalar Bile Birbirinden Kaçar

MySpace 

O korku, dehşet, titreme, yalnızlık ve şaş­kınlıktan do­layı evlat, baba, kardeş, eş ve ak­rabaların senden kaçtıkları, senin de hepsinden kaçtığın o anı düşün! Nasıl da birbiri­nizi yüz üstü ve yardımsız bırakırsınız! Eğer o günün büyük korkusu olmasaydı, annenden, ba­bandan, eşinden, ço­cuklarından ve kardeşin­den kaçman mertlik ve vefakârlık sayılmazdı. Fakat tehlike büyüktür, korku şiddetlidir. Bu yüzden ne sen onlardan kaçtığından dolayı kı­nanırsın ne de onlar kınanırlar.

Neden diğer insanlardan değil de özellikle bunlardan kaçıyorsun? Onlara kızdığından do­layı mı? Nasıl onlara kızarsın veya onlar sana kızarlar ki? Öyleyse neden özellikle onlardan kaçıyorsun? Kızdığından mı? Oysa onlar, dün­yada iken candaşların, gözünün nurları ve gönlünün sü­rurlarıydılar. Fakat onlardan birinin sende bir hakkı bulu­nup da yakana yapışa­rak Aziz ve Celil olan Rabbinin huzu­runda se­ninle hesaplaşmasından korkarsın. Sonra belki de davayı kazanır da, kurtuluş ümidin olan iyiliklerinden ken­disine verilir. Böylece sevap­larından ayrılır ve bu yüzden de Cehenneme girersin.

Cehennemden Bir Boyun Uzanır

MySpace

Sen bu hâlde iken, birden Cehennemden bir boyun çı­kıp yükselir ve açık bir dil ile, ya­ratıklar içerisinden hesapsız olarak yakalamak­la görevlendirildiği kimseleri haykırır. Sonra bu boyun yönelip gelir ve kuşun yem taneleri­ni top­ladığı gibi onları toplar, üzerlerine ka­panarak ateşe atar ve ateş de onları yutar. Sonra onlarla birlikte Cehennemin içinde giz­lenir.

İşte onlara bu yapılacak. Sonra bir münadî şöyle sesle­nir: “Mahşer ahalisi, kimin ikrama layık olduğunu görecektir. Her hâl ve durumda Allah’a hamdedenler ayağa kalksın!” Onlar ayağa kalkarak Cennete doğru seğirtirler.

Hesapsız Cennete Girenler

MySpace

Sonra geceleyin kalkıp ibadet edenlere de aynı şey ya­pılır. Sonra, dünyanın ticaret ve alışverişi kendilerini Mev­la’yı anmaktan alıkoymayanlara da böyle yapılır. Nihayet Cen­netlik ve Cehennemliklerden bu gruplar (he­sapsız ola­rak) girecekleri yere girdikten sonra, amel sahifeleri uçuşur, insanların sağ veya sol ellerine düşer ve mizanlar kurulur. Onca bü­yüklüğüyle kurulmuş mizanı düşün! Kalbin ürperti içerisinde defterinin sağına mı yoksa soluna mı, düşeceğini beklerken, defterlerin uçuşmasını bir tasavvur et!

 

Üç Yerde Kimse Kimseyi Hatırlamaz

MySpace

Hasan-ı Basrî’nin şöyle dediği rivayet edil­miştir: “Hz. Peygamber (s.a.v.)’in başı Hz. Aişe (r.a.)’nın kucağındaydı. Derken uykuya daldı. Hz. Aişe (r.a.) Âhireti hatırlayarak ağladı. Gö­zünden akan yaşlar Hz. Peygamber (s.a.v.)’in mü­barek yanakları üzerine damladı. Resûlullah (s.a.v.) bu göz­yaşlarıyla uyandı. Başını kal­dırdı ve: (‘Niye ağlıyorsun, ey Aişe?’) diye sor­du. Hz. Aişe: (‘Ey Allah’ın Resulü, Âhireti ha­tırladım da... Acaba Kıyamet günü yakınları­nızı hatırlar mısınız?’) dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘Canım kudretinin elinde bulunan Allah’a yemin ede­rim ki, şu üç yerde kişi kendisinden başka hiç kimseyi hatırlamaz: Teraziler kurulup insanla­rın amelleri tartıldığı zaman iyilik kefesinin hafif mi, yoksa ağır mı geldiğini öğ­reninceye kadar. Amel sahifeleri dağıtıldığı zaman, sağ elinden mi, yoksa sol elinden mi verildiğini bilinceye ka­dar. Bir de Sırat yanında.”

Enes bin Malik’ten rivayet edilmiştir: “Kı­yamet günü in­sanoğlu getirilip mizanın iki ke­fesi arasında durdurulur ve bir melek kendisi için görevlendirilir. Eğer terazisinin sevap ke­fesi ağır basarsa, görevli melek bütün mahlukatın duya­cağı bir sesle şöyle seslenir: (‘Falan oğlu falan bir daha ebe­diyen mutsuz olma­yacağı bir saadete ermiştir!’)

Eğer, terazisinin sevap kefesi hafif gelirse, bu defa de aynı melek, bütün mahlukatın işiteceği bir sesle şöyle sesle­nir: (‘Falan oğlu falan, bir daha hiç mutlu olmayacak bir şekavete uğra­mıştır!’) İşte sen yaratıklarla birlikte ayakta di­kilirken birden bire meleğe bakarsın ki, ona ze­banileri ge­tirmesi emredilmiştir. Hemen elle­rinde demir tokmaklar ve üzerlerinde ateşten el­biselerle gelirler. Sen onları görünce korkarsın, dehşet ve heybetten yüreğin uçacak gibi olur.

 

Adın Okunur

MySpace

Sen bu hâlde iken, birden bire yüksek sesle adın oku­nur. Gelmiş geçmiş bütün mah­lukatın huzurunda isminle şöyle çağırılırsın:

“Nerede falan oğlu falan?! Aziz ve Celil olan Allah’a tak­dim edilmeye gel!” Zaten melekler seni almak için görev­lendirilmiş. Nihayet seni Rabbine yaklaştırırlar. Söz konusu çağrıyla is­tenenin sen olduğunu bildikleri için isim ben­zerli­ğinin bulunması kendilerini şaşırtmaz.

Talha bin Amr bize haber verdi ki: Bana İbn Ebî Rabah şöyle dedi: Ey Talha! Senin is­min ve benim ismim gibi kim bilir ne kadar çok isim vardır?! Kıyamet günü: “Ey falan!” dendiğinde hemen kastedilen kişi kalkar. Baş­kası kalkmaz. Çünkü kalbine sen olduğuna da­ir bilgi doğmuş­tur. Hemen ayağa fırlarsın. Bü­tün vücudun titrer. Organla­rın çırpınır. Rengin uçar. Korkan, ürken ve titreyen yüreğin göğsü­ne küt küt vurur. Seni almakla görevli melekle­ri gö­rünce, seni müthiş bir ıstırap, titreme ve korku tutar. Kullar içerisinde çağrılanın sen­den başkası olmadığını çok iyi bilir­sin. Me­lekler ellerini sana uzatır, seni kıskıvrak yaka­larlar. Sonra uysal hayvanların çekilmesi gibi seni çeker götürür­ler. Aziz ve Celil olan Al­lah’a arzedilmek ve O’nun huzu­runda durup dikilmek üzere sürükleyerek safların arasından geçirirler. Sen aralarından Rabbine doğru çeki­lip götürülür­ken bütün yaratıklar, gözlerini sa­na dikmişlerdir.

Ulu Divan

MySpace

Kalbin titreyerek, ıstırap ve ürpertiyle hu­zurda durdu­ğun anı bir düşün! Seni yaka­ladıkları zaman elleriyle pazularını tutuşlarını ve o anda avuçlarının sertliğini bir düşün! El­leriyle kıskıvrak yakalanışını ve safların ara­sından geçirilişini bir düşün! Kalbin uçar, gönlün yerinden fırlar gibidir. Yine ellerinde bulunuşunu, bu şekilde seni Rahman olan Al­lah’ın arşına kadar götürerek, ellerinden fırla­tışlarını ve Allah’ın ulu kelamiyle seni çağır­masını bir düşün! “Ey Âdem oğlu, yaklaş ba­na!” Nurunun içine kaybolmuşsun. Çırpınan, hüzünlü, ürperen ve korku dolu bir gönül; en­dişeli, korkulu ve kırık bir göz; uçmuş bir renk ve titreyen mustarib organlarla tıpkı an­nesinin yeni doğurduğu küçük yavru gibi, Aziz, Celil, Kebîr ve Kerîm olan Rabbinin huzurunda durursun.

Amel Sayfası

MySpace

Elinde, işlediğin hiçbir günahı ve giz­lediğin hiçbir sırrı bırakmayıp hepsini içeren yazılı bir sayfa titremektedir. Sen içindekileri yorgun bir dil, geçersiz bir delil ve kırık bir gönül ile okursun. Hâlâ sana ihsanda bulunan ve kusurlarını ört­meye devam eden Mevlâ’dan utanç ve korkun acaba ne derecededir?!

İşlediğin çirkin fiillerinden ve büyük günahlarından seni sorguya çektiği zaman ne dille cevap verirsin? Yarın O’nun huzurunda hangi ayakla durursun? Hangi gözle O’na ba­karsın? Hangi yürekle O’nun ulu ve yüce söz­lerine, sorgu­lama ve azarlamasına dayanabilir­sin? Küçücük vücudunla, titreyen organlarınla ve çarpıntılı yüreğinle kendini bir tahayyül et! Günahlarını hatırlatıp kötülüklerini ortaya dö­ken ve seni durdurup gizlediklerini bir bir itiraf ettiren ke­lamını işitmektesin. Bu hâldeki duru­munu ve binbir tehli­kenin seni çepeçevre sarı­şını bir tasavvur et! Kim bilir kaç günahı unutmuşsundur ki Allah onları sana hatırlat­mıştır!

Sakladığın kaç gizli sır vardır ki, Allah hep­sini açıklayıp ortaya dökmüştür. Kim bilir nefsin isteklerine olan meylin ve gafletin se­bebiyle- ihlaslı yaptığını ve ifsad edici arıza­lardan uzak olduğunu zannettiğin nice amelin vardır ki, Allah hepsini geri çevirmiş ve boşa çıkarmıştır

Son Pişmanlık

MySpace

Oysa bunlara büyük bir ümit bağlamıştın. Rabbine itaat konusunda gösterdiğin ihmalden dolayı kalbinin ne büyük üzüntü ve pişmanlık­ları olur! Nihayet her günahı anmak ve her gizliyi ortaya dökmek sûretiyle, Allah seni tek­rar tekrar sorguya çektiği zaman sıkıntı seni oldukça yorar ve utancın doruk noktaya ulaşır. Çünkü karşındaki en Yüce Sultandır. O’ndan utanıldığı kadar hiç kimseden utanılmaz. Çün­kü O, benzeri olmayan Bakî, Evvel ve Ka­dîm’dir. İhsan sahibidir. Şefkatlidir. Merha­metlidir. Kerîm­dir. Cömertliğine nihayet yok­tur. Nimet, fazl ve kerem sa­hibidir.

İşte bu sıfatları taşıyan bir Zatın seni sor­gulamasını ne sanıyorsun?! Emrine olan muhalefetini, gösterdiğin saygı­sızlık ve ha­yasızlığı ve Kendisine kafa tutuşunu bütün açık­lığıyla ortaya dökmüştür. Dünyada emir­lerine karşı gelişini, sana olan nimetlerini önemsemeyişini ve azametini dü­şünmeyişini sana hatırlatmasını düşünebiliyor musun?

Nitekim şöyle der: “Ey kulum! Neden bana saygı göstermedin?! Neden benden utan­madın?! Sana olan ihsa­nımı hafife mi aldın? Yoksa sana iyilikte bulunmadım mı? Sana ni­met vermedim mi? Benim hakkımda seni alda­tan nedir? Gençliğini nerede yıprattın? Ömrünü nerede tüket­tin? Malını nereden kazandın ve nereye harcadın? İlminle ne derece amel ettin?”

Tercümansız Görüşme 

MySpace

Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Hiç­biriniz yoktur ki, âlemlerin Rabbi, arada hiç­bir perde ve tercüman bu­lunmaksızın kendi­sine soru sormasın.” Adî bin Hatim şöyle de­miştir: “Ben Hz. Peygamber (s.a.v.)’in bir konuş­masına şahid oldum. Şöyle buyuruyordu:

“Hiç şüphesiz her biriniz -arada engelleyici hiç­bir perde ve meramını ifade edecek hiçbir ter­cüman bulunmaksızın- Allah’ın huzurunda ayakta dikilicektir. Allah soracak: ‘Sana mal vermedim mi?’ Kul: ‘Evet verdin’ diyecek. Al­lah: ‘Sana elçi göndermedim mi?’ diye soracak. Kul: “Evet gönderdin’ diyecek. Sonra sa­ğına bakacak Cehennem ateşinden başka bir şey göremeyecek. Soluna bakacak, yine Ce­hennem ateşinden başka bir şey göremeyecek. Öyleyse, (dünyada sadaka olarak vereceği) bir hurma parçasıyla da olsa ateş­ten korunsun. Bunu bulamıyorsa, güzel bir sözle bunu yap­sın.”

Abdullah bin Mes’ud yeminle sözüne baş­layarak şöyle dedi: “Allah’a yemin ederim ki, sizden hiç kimse yoktur ki, birinizin dolunay ile başbaşa kaldığı gibi Rabbiyle başbaşa kalmasın.”

Ey Âdemoğlu Niçin Aldandın?

MySpace

Sonra Allah ona şöyle buyurur: “Ey Âdemoğlu! Benim hakkımda seni ne aldattı? Ey Âdemoğlu! Bildiğinle ne amel ettin? Ey Âdemoğlu! Peygamberlere ne cevap verdin?” Yine Abdullah bin Mes’ud’dan rivayet edilmiştir ki, o sözüne yeminle başlayarak şöyle dedi: “Valla­hi, sizden hiç kimse yoktur ki, birinizin gördü­ğü dolunay ile başbaşa kaldığı gibi Rabbiyle başbaşa kalmasın. Sonra Allah ona şöyle bu­yu­rur: “Ey Âdemoğlu! Benim hakkımda seni ne aldattı? Ey Âdemoğlu! Benim için ne amel işledin? Ey Âdemoğlu! Benden ne kadar haya ettin? Ey Âdemoğlu! Peygamberlere ne cevap verdin? Ey Âdemoğlu! Sana helâl olmayana ba­karken Ben gözlerinin üzerinde gözcü değil miydim? Sana helâl olmayan şeyleri dinlerken Ben, kulakların üzerinde kontrolcü değil miy­dim? Ey Âdemoğlu! Sana helâl olmayan şeyle­ri söylerken Ben, dilin üzerinde murakıp değil miy­dim? Sen ellerinle helâl olmayan şeyleri tutarken Ben, on­ların üzerinde gözcü değil miydim? Ayaklarınla sana helâl olmayan şey­lere giderken Ben onların üzerinde gözetleyici değil miydim? Sana helâl olmayan şeylerle kalben ilgilenip dururken Ben, kalbinin üzerin­de murakıp değil miydim? Yoksa sana olan yakınlığımı ve sana gücümün yettiğini in­kâr mı ettin?”

İki Büyük Olay

MySpace

 Ey Âdemoğlu, sen iki büyük olayla karşı karşıyasın: Ya Allah seni rahmetiyle karşıla­yacak, cömertlik ve keremiyle ihsanda buluna­cak ya da seni inceden inceye hesaba çe­kecek ve Cehenneme götürülmeni emredecektir ki, ne kötü dönüş yeridir orası! Mücahid’in şöyle dediği rivayet edil­miştir: “Kıyamet günü, kul şu dört şeyden sorguya çekilme­dikçe Allah’ın huzurundan adımını bile atamaz: Ömrünü nere­de tükettiğinden, ilmiyle ne amel işlediğinden, bede­nini nerede yıprattığından, malını nere­den kazanıp nereye sarfettiğinden.”

Allah sana olan ihsanını, buna karşılık se­nin ise O’na muhalefet edişini, O’na karşı ha­yasızlığını tekrar tekrar ifâde ederken, kendi­nin ve kalbinin hâlini düşünebiliyor musun? O ne büyük duruşmadır! O ne yüce sorgu­layıcıdır! Hiçbir şey Kendisine gizli kalmaz. O’na olan itaatındaki ihmal ve O’na karşı is­yanından dolayı içini dolduracak üzüntü, ke­der ve hasret ne büyüktür! Sende gam, keder ve haya doruğa ulaşınca iki durumdan birisi belirir: Ya gazab ya da hoşnut­luk ve muhabbet.

Allah diyecek ki: “Ey kulum! Ben bunları dünyada senin için örttüm. Bugün de onları senin için bağışlıyorum. İşte büyük olan günahlarını ve çok olan hatalarını affettim. Az olan iyilikleri­ni de kabul ettim.” Bundan dolayı gönlünü se­vinç ve neşe kaplar. Bundan ötürü yüzün ışıl ışıl parlar. Bunu sana söylediği zaman kendini bir düşün!

Af Müjdesinin Verdiği Sevinç

MySpace

Üzüntüden, sorgulamanın verdiği, utanma ve sıkılma­dan ve yaptığın kötü işlerin sayıl­ması karşısında duyduğun sıkıntıdan sonra yüzünde sevincin nur ve aydınlığı parla­maya başlar. Gönlündeki keder ve hüzün neşeye dö­nüşür. Yüzün açılır, rengin ağarır. Bizzat Cenab-ı Hak’tan, senden razı oluşunu duyduğun anı bir düşün! Gönlün hoplar, se­vinç ve sürurla dolar. Neredeyse neşeden ölür ve mutlu­luk­tan uçar gibi olursun. Hakkındır da... Öyle ya! Hangi sevinç, Aziz ve Celil olan Allah’ın rıza­sından duyulandan daha büyük olabilir? Valla­hi, dünyadayken Allah’ın Âhirette senden razı olacağını düşünüp sevincinden ölürsen, bu sa­na çok görülmez. Her ne kadar Âhiretteki bu hoşnutluk tam kesin değilse de, bunu umman bile böyle bir sevinç için yeterli.

Öyleyse bir de Allah’tan, senden hoşnut ol­duğunu biz­zat işitip, için güvenle dolsa, endi­şen tamamen dağılsa, ebedî mutluluğa olan ümit ve emelin kesinleşse, sonsuz, kesintisiz, eksilmez ve şüphe götürmez nimetleri elde et­tiğine kesin kanaatin gelse, durumun nasıl olur? Bir de bunu düşün!

Aziz ve Celil olan Allah’ın huzurundasın, sana karşı hoşnutluğu belli olmuş. Kalbin se­vinçten uçuyor. Yüzün ağarıyor, parlayıp ay­dınlanıyor, yaradılışı âdeta hâl değişti­riyor ve çehren sanki dolunay gibi oluyor. Sonra sen mah­lukatın huzuruna sevinçli bir yüzle çıkı­yorsun. Yüzün en mükemmel güzelliğe eriş­miş, ışıltısıyla pırıl pırıl bir nur ya­yılıyor ve sen kitabın sağ elinde, güzellik, nur ve par­laklıkta diğer insanları geçmiş bir durumda iken kendini bir düşün! Kolundan bir melek tutmuş ve herkesin ortasında:

“Bu falan oğlu falan, bir daha asla mutsuz olmayacağı bir saadete ermiştir!” diye sesle­nir. Rabbin, yaratıkları huzu­runda senden hoş­nut olduğunu ilan etmiştir. Sana iyi zan besle­yenlerin bu zanları gerçekleşmiş, seni itham edenlerin karalamaları boşa çıkmıştır.

İyiliğin Mükâfatı

MySpace

Mahlukatın içerisinde, yarın elde edeceğin bu derece, dünyada iken yaratıklara yaltakçılık yapmaksızın ve onlar gözünde makam-mevki aramaksızın Rabbinin taatiyle meş­gul olma­nın tam bir karşılığıdır. Tek olan ve ortağı bu­lun­mayan Allah’a karşı davranışlarındaki sa­dakat ve Rabbine karşı saygı derecesinin be­delidir. Allah, bütün mahlukatın huzurunda sa­na bu büyük makamı ihsan etmiş, sana olan hoşnutluk ve dostluğunu ilan etmiştir.

Düşün bir kere! Sen yaratıkların saflarını yara yara yü­rümektesin. Yüzünün nur ve güzelliği, gönlünün sevinç ve neşesiyle amel defterini sağ elinde tutmaktasın. İnsanların gözleri, Allah katında erdiğin lütufa erme hasre­ti ve büyük bir imrenişle sana çevrilmiş. Bu makamı elde etmek için Allah’a karşı daha büyük bir ümit ve emelle çalışıp çabala! Çün­kü O lütfederse buna erebilirsin. Bu, karşı kar­şıya bu­lunduğun iki büyük durumdan birisidir.

Safvan bin Mihrez’in şöyle dediği bildi­rilmiştir: “Ben Abdullah bin Ömer’in elini tu­tuyordum. Yanına bir adam gelerek: “Allah’ın kul ile özel konuşması konusunda Hz. Pey­gamber (s.a.v.)’den ne duydun?” diye sordu. Abdullah şu cevabı verdi: “Hz. Peygamber (s.a.v.)’i şöyle buyururken din­ledim: “Kıyamet günü Al­lah mü’mini Kendisine yaklaştırır. Üzerine hi­maye örtüsünü koyar, onu insanlardan gizler ve şöyle buyurur: ‘Ey kulum, falan falan güna­hını biliyor mu­sun?’ Kul: ‘Evet ey Rabbim’ der. Sonra yine: ‘Ey kulum, falan falan güna­hını da biliyor musun?’ diye sorar. Böylece bütün günahlarını kendisine itiraf ettirir. Kul, içinden helak olduğunu düşünür. O sırada Al­lah şöyle buyurur: ‘Dünyada bunları senin için örttüm. Bugün de onları senin için ba­ğışla­dım.’ Sonra da iyilik defteri kendisine verilir.”

Allah’ın Gazab Ettikleri

MySpace

Kâfir ve münafıklara gelince, hazır bulunan melekler onlar için şöyle derler: “İşte bunlar Rablerine karşı yalan söyleyenlerdir. Bilin ki, Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir.” (Hûd Sûresi: 18)

Abdullah bin Ömer Kâbe’yi tavaf ederken bir adam karşısına çıktı ve: “Ey Abdurrahman’ın babası! Allah’ın kul ile yalnız konuş­ması konusunu Hz. Peygamber (s.a.v.)’den nasıl duydun?” diye sordu. Abdullah yukarıdaki ri­vayetin benzeriyle cevap verdi. Said der ki: Katade şöyle dedi: “O gün üzülüp de üzüntüsü bir tek yaratığa bile gizli kalan hiç kimse yoktur.”

İbn Mes’ud’dan şöyle dediği rivayet edil­miştir: “Allah Kı­yamet günü mü’min kulunun üzerine himaye perdesini yayar. Elini sırtına uzatıp şöyle buyurur: ‘Ey Âdemoğlu! Şu senin falan falan gün işlediğin iyiliğindir, onu kabul ettim. Şu da senin falan falan gün işlediğin gü­nahındır; onu da bağışladım.’ Bunun üzerine o kul hemen secdeye kapanır. Halk da: ‘Defte­rinde (veya kitabında) iyilikten başka ameli bulunmayan şu salih kula ne mutlu!’ derler.”

Abdullah bin Hanzala’nın da şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Şüphesiz Allah Kıyamet günü kulunu huzurunda durdurur, amel sahifesindeki kötülüklerini açıklar ve ona: ‘Sen şunu yaptın mı?’ diye sorar. O kul: ‘Evet ey Rab­bim,’ der. Bunun üzerine Allah: ‘Bugün onunla seni rüsvay etmeyeceğim. Seni bağış­ladım’ buyurur. Bunun üzerine o kul, Kıyamet gününün rüsvaylığından kurtulduğu o anda: “Gelin kitabımı okuyun, Şüphesiz ben hesabı­ma kavuşaca­ğımı umuyordum’ der.”

Başka bir durum da Rabbinin sana şöyle buyurmasıdır: “Kulum, ben sana kızgınım. Lanetim üzerine olsun. İşlediğin büyük günahlarını senin için asla bağışlamayacağım. Yap­tığın iyilikleri asla kabul etmeyeceğim. Bunu sana bazı bü­yük günahlarını gösterip şöyle sorduğu zaman söyler: “Bunları biliyor mu­sun?” Sen: “İzzetine yemin ederim ki, evet!” di­ye cevap verirsin. Bunun üzerine sana gazap eder ve: “İzzetime yemin ederim ki, onları Benden kurtaramaz­sın” buyurur. Arkasından zebanileri çağırarak şu emri verir: “Alın şu­nu!” Ulu sözü, heybet ve celâliyle bunu söyler­ken Aziz ve Celil olan Allah’ı ne zannediyor­sun?

Düşün bir kere, Allah seni affetmezse, sen izzet ve kud­ret sahibi Allah’tan gazabını işit­miş ve O seni, aşağılatıcı ve kuvvetli pençe­leriyle zebanilere havale etmişken, sen ensen ve boynunda onların pençelerinin şiddetli do­kunuşundan başka bir şey duymazsın. Sen ze­banilerin elinde, yüzün kara olarak Cehenneme götürülürken, helak olduğuna kesin olarak inanmış ve perişan bir vaziyette Cehenneme doğru sürüklenirken kendini bir tahayyül et! Kararmış yü­zünle, kitabın sol elinde, ya­ratıkların arasından feryat ve figan ederek ge­çip gidiyorsun. Melek de kolundan tutmuş şöyle sesleniyor: “Bu falan oğlu falan öyle bir mutsuzluğa çarptı ki, bundan böyle asla mutluluk yüzü göremeyecek­tir!” Allah seni gazap ve öfkesiyle teşhir etmiştir. Mahluka­tına rezil ve rüsvay olmuşsundur. Senin hakkında iyi düşü­nenlerin bu düşüncesi boşa çıkmış, hakkında kötü zan besleyenlerin bu zanları ger­çekleşmiştir.

Gösterişin Cezası

MySpace

 Belki de Allah sana bunu, dünyada iken Kendi katın­daki makam ve dereceni kaybetme pahasına kulları nezdinde makam ve mevki arayarak O’na olan itaat ve ibadetinde yapma­cık davranışın yüzünden yapmıştır. Böy­lece seni, davranışlarında Kendisine tercih ettiğin kimseler yanında rezil etmiştir. Çünkü sen, Allah’ın övgüsü yerine, Allah’a olan ibadet ve taat konusunda o kulların övgüsüne razı olup memnun olmuştun. Bir o durumu düşün bir de bunu! Bu tehlikeyi hatırla! İki durumdan hangisinin seni yücelteceğini ve iki durumdan hangisinin senin için hazır­landığını dikkatle düşün!

Ka’b’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Bir kişinin Ce­henneme götürülmesi emredilir edil­mez, yüz bin melek üzerine birden hücum eder.” Ebû Abdullah dedi ki: “Bana şöyle bir bilgi ulaştı: Kul Allah’ın huzurunda durdurulup da beklemesi uzayınca melekler şöyle der­ler: “Allah’ın lane­tine uğrayası kul! Aziz ve Celil olan Allah’a bu kadar çok mu karşı geldin? Oysa dünyada güzel bir dış görünüş sergili­yordun.” Ebû Abdullah sözlerine devamla şöyle dedi: “Kim ki Allah’ın sevmediği işlerle kendini insanlara sevdir­meye çalışır ve Al­lah’ın hoşlanmadığı şeylerle O’na kafa tutar­sa, o kimse izzet ve celâl sahibi Allah’a, kendi­sine hid­det ve gazab etmiş olarak kavuşur.”

Sıratın Mahiyeti

MySpace

 Bütün incelik ve kayganlığıyla Cehennemin üzerine uzatılmış ve altında da Cehennem, dalgalarıyla çırpınıp dururken gözünü kaldırıp Sırat köprüsüne baktığında yüre­ğine dolacak korkuyu bir düşün! Bu ne müthiş ve korkunç manzara! Üzerinden geçeceğini kesin olarak biliyor, altın­daki Cehennemin karanlığına ba­kıyorsun. Ateş dalgaları­nın hışırtısını ve ta derinden kabarışının gürültüsünü işiti­yorsun. Melekler sesleniyor: “Rabbimiz, bunun üzerin­den kimi geçirmek istiyorsun?” Yine sesleni­yorlar: “Rabbimiz, Rabbimiz! Sen kurtar! Sen kurtar!” Onca korkunç manzara­sıyla ona bakıp dururken birden şöyle seslenilir: “Çıkın köp­rüye!” Birden bire senin ve mahlukatın ayağı altından de­ğişmek üzere toprağın yükselişini hissedersin. Sonra yer, başka bir yere dönü­şür. Bütün mahlukat âdeta bembeyaz gümüş­ten bir zemin üzerinde yayılmışlardır.

Sonra sen bütün dehşetiyle köprüye ba­karken sana ve seninle birlikte herkese şöyle denilir: “Çıkın köprüye!” Sana “Köprüye çık” denildiği andaki yüreğinin çırpınış ve korku­sunu bir düşün! Korku ve endişeden aklın uç­muştur. Sonra köprüye çıkmak için iki ayağın­dan birini kaldırırsın. Ayağı­nın altıyla onun keskinlik ve inceliğini hissedersin. Korku­dan yüreğin ağızına gelir. Sonra diğer ayağını üze­rine ko­yar, doğrulursun. Şimdi tam olarak köp­rünün üzerindesin.

Sıratta Günah Yükü

MySpace

 Sırtında taşıdığın günah yükün gittikçe ağırlaşmaktadır. Kalbin uçacak gibi olmasına rağmen köprüde yürümeye başladın, nihayet zirveye ulaştın. Sonra köprünün sallan­masıyla aşağıya doğru kaymaya başladın. Aşağıda Cehen­nemin kaynaması bütün insanları bir ıs­tıraba sürüklemiştir. Önünden ve arkandan in­sanlar peşi peşine Cehenneme yuvarlanmak­tadırlar.

Acz ve zaafına rağmen köprü üzerindeki hâlini bir dü­şün! Önünden ve arkandan ayak­ları kayan erkek ve ka­dınlara bakmaktasın. Başları önlerine eğik, ayakları köprü­nün üzerinde... Melekler bazı erkeklerin sakalların­dan, bir kısım kadınların ise perçemlerinden yakalamaktadır. Bazıla­rının boynunda da hal­kalar vardır.

Yükselen Kıvılcımlar

MySpace

Cehennem ateşi, onları yakalamak için az­dıkça az­makta, coşup kaynamakta ve tepele­rinin hizasına kadar kıvılcımlar saçmaktadır. Melekler onlara kancalar atıp çek­mekte, ateş onların arzu ve hasretiyle kükreyip haykırmak­tadır. Ateşin kıvılcımları insanların ta başla­rına kadar sıçra­yıp yetişmekte ve onları Ce­hennemin içine kadar çekmek­tedir. İnsanlar kurtuluşlarından ümit kesmiş vaziyette feryat ve figan etmektedir. Alevlerin ta tepelerine ka­dar çıkmasın­dan aşağıya yuvarlanmakta ve “Mahvolduk! Helak olduk!” diye bağırmakta­dırlar. Sen de, “ayaklarım kayar, köprüden aşağıya uçarım, düşüp vücudum paramparça olur, ayakla­rım köprünün üzerinden kesilip ha­valanırım” korku ve en­dişesi içerisinde onlara bakmaktasın.

 

Sıratta Hâlimiz Ne Olur?

MySpace

Bu hâli sakin bir kafayla ve güçsüz be­denine acıyarak düşün! Köprünün üzerinden rahat geçmek için daha dün­yada iken günah yükünü hafiflet. Hiç şüphesiz Kıyamet günü­nün tehlikeleri, onları dünyada iken akıllarıyla düşü­nen, onlardan kurtuluşa çok büyük önem veren, kalblerine Âhiretteki kurtuluşun ağır yükünü yükleyen, o kurtulabilme korkusunu yüreklerinde taşıyan Allah dostları için hafif­letilir. Bu özelliklerinden dolayı Mevlâları, Kı­yamet günü bunları üzerlerinden hafifletir.

Öyleyse sen de bunları sürekli olarak göz önüne getir, bunların korku ve kaygısını ka­fandan bir an olsun çıkarma ki, Allah da böylece sana hafifletip kolaylaştırsın. Çünkü Allah zatına yemin ederek, dostlarına hem dünyadaki hem de Âhiretteki korkuyu tattırma­yacağına söz vermiştir.

Ya Sırattan Düşersen...

MySpace

Şiddetli korku ve zayıf bedeninle Sırat köp­rüsünün üzerinden geçişini düşün! Eğer ga­zaba uğramış ve affedil­memişsen, birden bire ayağının Sırattan kaydığını görür­sün. Eğer Allah seni affetmezse, ayağının Sırattan kayacağı anki hâlini düşün! O anda kendi kendine, “Ebediyyen mahvolup gittim!” dersin. “İşte korkup endişe ettiğim ba­şıma geldi.” dersin. Aklın uçar. Sonra diğer ayağın da kayar. Baş aşağı düşersin. Ayakların Sırattan kesilmiştir. De­mir kan­caların deri ve etlerine saplanmasından başka bir şey his­setmezsin. Bunlarla ateşe doğru çekilirsin. Ateş üzerine hücum eder.

Cehennem, Mevlâsının gazabından dolayı öfkesi ka­barmış bir hâldedir. Ateş seni çektik­çe sen Sırattan aşağıya doğru uçarsın. Ateşin hararetini hissettiğin anda, “Mahv oldum!” “Helak oldum!” diye feryat edersin. Pişmanlık ve teessüf bütün kalbini kaplamıştır. Daha öl­meden önce ve dünyadayken Aziz ve Celil olan Allah’ı razı etmeyi, hoşlan­madığı her şeyden de el çekmeyi ve böylece seni affetme­sini boş yere temenni edersin.

Nihayet sen ateşin ortasına varınca, alevleriyle üzerine tamamen kapanır. Yüreğinin hasret ve pişmanlık ateşi do­ruk noktaya ulaş­mıştır. Sen cenemme atıldığın anda şişer­sin. Sen yüzükoyun Cehenneme yuvarlanıp feryat ve figan ederken Aziz ve Celil olan Allah Ce­henneme “Doldun mu?” diye seslenir. Sen hem Cenab-ı Hakk’ın seslenişini, hem de Cehennemin şu cevabını işitirsin: “Daha var mı?” (Kaf Sû­resi: 30) Sen ateşin içinde iken, alevleri vücudunu sararken ve yaraları bedeni­ni kaplarken Yüce Allah:

“Boş yerin var mı?” der. Sonra çok geçme­den vücudun akar, etlerin dökülür, sadece kemiklerin kalır. Sonra ateş içine salıverilir. Orada ne varsa hepsini yer bitirir. Sen fer­yat edip ateş de ciğerlerinin içine girerken, o ciğer­lerinin hâlini düşün! Sen ağlayıp pişmanlığını haykırdığın hâlde bile artık sana acınmaz. Bir daha günaha dönmeyeceğim diye söz versen bile artık tevben kabul edilmez ve feryadına cevap verilmez

 

         Image Hosted by ImageShack.us         

          

Şeytan'ın mektubu

Seni dün günlük işlerini yaparken gördüm. Namaz kılmadan, dua etmeden bir günü daha geçirdin. Hatta yerken ve yatarken bile dua etmek için vakit
ayırmadın. Çok nankörsün! Seninle gurur duyuyorum. Benimle olduğun için çok
mutlu olduğumu söyleyemem.Hatırlıyormusun? Senelerdir beraberiz ama seni hala sevmiyorum. Doğruyu söylemek gerekirse: Senden Allah'tan nefret ettiğim için nefret ediyorum.Allah beni cennetten attığı için bende seni kullanıyorum. Seni de Allah'ın bana yaptıklarını ödetene kadar kullanacağım, ondan sonra sende defolup gidebilirsin.

Biliyormusun aptal

Allah seni seviyor, ama sen hayatın boyunca benim
yanımdaydın. Bunun içinde seni ödüllendireceğim. Hayatının berbat olmasını
sağlayacağım. Biz ikimiz beraber kaldıkça bu Allah'ı çok üzecek.Zaman senin
hayatını kimin yönlendirdiğini O'na gösterecek. Ve bu senin sayende olacak.
Geçirdigimiz güzel günleri hatırla, insanları nasıl hor görüyorduk,
onlara küfür ediyorduk, çılgın partilere gidiyorduk, hırsızlık
yapıyorduk, nasıl iki yüzlü davranıyorduk, sigara kullanıyorduk, camii'ye
gitmiyorduk, dedikodu yapıyorduk.....
Bunların hepsini kaybetmek istemezsin değil mi?
Hadi gel aptal! Sonsuza dek beraber yanalım! Senin için çok şeyler
düşünüyorum.Bu mektubu sana ne kadar değer verdiğimi söylemek ve hayatının büyük bir parçasını kullanmama izin verdiğine teşekkür etmek için yazıyorum.
Aptal, bazen sana çok gülüyorum. Öyle salaklıklar yapıyorsunki, benim bile
miğdemi bulandırıyorsun. Sen böyle devam et. Yeni nesile yalancılığı, aldatmayı,kumarı ve camii yerine diskolara gitmeyi öğret.
Sen bunları onların yaninda yap ki onlarda seni örnek alsınlar. Bir zaman sonra
onlarda aynısını yapacaklardır. Çocuklar böyle işte.
Neyse, şimdi gitmeliyim ama birkaç saniye sonra tekrar seni görmeye geleceğim.Azıcık aklın olsaydı tövbe etmek için biryerlere giderdin ve yaşayacak olduğun bir kaç seneyi de Allah'la beraber geçirirdin.
Bir kimseyi uyarmak karakterimde yoktur aslında, ama seni tanıyorum. Sen zaten benim yanımdan ayrılmazsın. Senin yaşında olan bir insanın hala günah işlemeye devam etmesi saçmalık olsada. Sakın beni yalnış anlama, senden hala nefret ediyorum, ve bu böyle devam edecek. Beni gerçekten seviyorsan tabiki bu yazıyı kimseyle paylasmazdın. Ölüm bizi buluşturana kadar....şeytan...             

                                                                                                                                                                       

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/4/2007 - slm

        
 
 
 

Bir martının kanadına takılı kaldı yüreğim, bir kayıkla açılıp güneşe doğru yol almak istedim gün boyu. Bir gece vakti dolunayda, tek başına düşüncelere dalmak..

   Dalgaların sesine karışmalı içimdeki sessiz çığlık. Rüzgar, yaprakları suyun üstüne ulaştırmalı bir de sevdaları.

  Kaç kişi sessizce anlatmıştır sevdasını denize? Ve kaç kişi sırlarını paylaşmıştır bilinmez. Ama ben tüm sevda türkülerini dinlemek istiyorum denizin dilinden. Tüm gözyaşlarının suya yansımasını görmek. Belki aralarında kendi sırlarımı da bulurum diye. İnsanlar arasında kaybolmuş gönülleri fark edebilirim diye..

  Martılar ne kadar da şanslılar, özgürce dolaşıyorlar gökyüzünde. Bir martının gözleriyle bakmak her şeye, ne güzel olurdu. Ne güzel olurdu maviye, özgürlüğe hasret duyanları görebilmek.

  Ne çok şiir yazıldı adına, ne çok türkülerde geçti adın ey deniz!. Benimde türküm var mıdır derinlerinde? Yüreğimden kopup gelen cümleleri duyar mısın, söylemeden. Hisseder misin içine düştüğüm yokluğu. Yoklukla birlikte bulduğum varlığı..

  Bir sabah vakti balıklarla karşılamak günü, dolunayın suya bıraktığı benliğini izlemek ne güzel..ve  yıldızları izlemek ay kaybolduğunda.

  Ne güzel denizi hissetmek içinde, deniz olmak ne güzel..

 Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların.  

   Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var.

Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız.

Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu, diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca?

Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine.

Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim.

Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum.

Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başında içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün.

Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım.

"Yine zamansız yağmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları" dedim, "Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum.

Neler yazmışım diye merakımdan.

Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup sende.

Hiçbir duygumu ertelemedim ben. Yaşayacağım hiçbir şeyi sonraya bırakmadım

Sonra diye bir şeyin olmadığını biliyorum çünkü. Hep yarına dair hayaller kurmak, gelmesi mümkün olmayacak zamanları beklemek

benim işim değil.yaşanmışlıkların iliklerimize kadar işleyen, tüm benliğimizi saran izlerini zavallı kelimelerin arasına sıkıştırmak hiç de  kolay değil aslında.

tatlı bir düş gibi yaşanan, masallarda bile okumadıgım eşsiz bir ilişkiyi anlatmak ne zormuş meger.elimin altındaki klavye adeta bana düşman gibi .tarifsiz sevgimi o gizemli kelimelerini köşe bucak kaçırıyor benden.sen hiç yaşadın mı ? yüzünü hiç yakından görmediğin, rüzgarın ılık nefesinin bile sesini kulagına getırmedıgını bırını delice sevmek duygusunu ?

dostluk ve sevgının bir volkan misali  yüregınde patladıgı ve tüm ruhunu sardığını hissettinmi

kim oldugunu, nerede oldugunu bile bilmeden...

birbirini tanımayan iki insan arasında yazılan her harfle, her heceyle, her kelimeyle tıpkı örümcegin o şaheseri gibi örülen agı gördünmü ? inanılması ne kadar zor degılmı ? aşılmaz zannettıgım gerçekliğimi yerle bir eden, nasıl büyük bir bağ.

yazmak yazmak ve yine yazmak bıkıp usanmadan...ruhumun fırtınasını anlatmaya çalışmak sana, çırılçıplak soymak yüregimi, yazdıgım her satırda...ve beklemek...bıkıp usanmadan beklemek gelecek cevabı...sonra defalarca okumak o satırları...

seninle gökyüzünün sonsuz maviliğinden seyretmek dünyayı... Sensiz bir gecenin daha geçmesine dayanabilirmiyim bilmiyorum... birini sevmek  neden bu kadar zor sen yanımda olmadığın halde... benim değilsin ve belkide hiçbir zaman benim olmayacaksın... sensizlik bir ok gibi saplanıyor o sensiz geçen gecelerde...

tam vazgeçtim diyorum ama her seferinde sen çıkıyorsun karşıma... bazen kalbimden çıkarıp atmak geliyor içimden sensizliği.. yapamıyorum; elim yetişmiyor...kimi zamansa uzanıp tutuvermek istiyorum,sıcaklığını hiç hissetmeden o ellerinee...

uzanamıyorum belki bir soluk kadar yakınsın bana; ama biliyorum ki varlığın bir o kadar uzak. beynim unutup başka limanlara demir atmak istesede; kalbim bekle diyor..gidemiyorum... bazen unutmalıyım diye yazmak istiyorum kağıda; benliğime öyle bir kazımışımki seni; silmek istiyorum ama...silemiyorum.. gözyaşlarımın içinde sakladığım sevdiğimi kaybetmek istemiyorum seni ama...tutamıyorum..ağlıyorum...

ne yazık;attığım her adımda,tuttuğum her dilekte sen varsın.....

 bırak deselerde gerçekleşmeyecek hayalleri... ben sende kaldım..unutamıyorum...

m...bırakamıyor um seni..

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/4/2007 - Esmaül Hüsna

 

'}" gadgetparams:authorview="False" gadgetparams:manifesturl="http://download.gallery.start.com/d.dll/2~1~713~5303/gadget.xml" gadgetparams:moduleid="GadgetGallery:http://download.gallery.start.com/d.dll/2~1~713~5303/gadget.xml">
'}" gadgetparams:authorview="False" gadgetparams:manifesturl="http://download.gallery.start.com/d.dll/2~1~713~5303/gadget.xml" gadgetparams:moduleid="GadgetGallery:http://download.gallery.start.com/d.dll/2~1~713~5303/gadget.xml">Allah,
er-Rahmân, er-Rahîm,
el-Melik, el-Kuddûs, es-Selâm,
el-Mü'min, el-Müheymin, el-Azîz, el-Cebbâr,
el-Mütekebbir, el-Hâlık, el-Bâri', el-Musavvir, el-Gaffâr,
el-Kahhâr, el-Vehhâb, er-Rezzâk, el-Fettâh, el-Alîm, el-Kâbıd,
el-Bâsıt, el-Hâfıd, er-Râfi, el-Muiz, el-Müzill, es-Semi', el-Basîr,
el-Hakem, el-Adl, el-Lâtîf, el-Habîr, el-Halîm, el-Azîm, el-Gafûr,
eş-Şekûr, el-Aliyy, el-Kebîr, el-Hafîz, el-Mukît, el-Hasîb, el-Celîl,
el-Kerîm, er-Rakîb, el-Mücîb, el-Vâsi', el-Hakîm, el-Vedûd, el-Mecîd,
el-Bâis, eş-Şehîd, el-Hakk, el-Vekîl, el-Kaviyy, el-Metîn, el-Veliyy,
el-Hamîd,
el-Muhsî, el-Mübdî, el-Muîd, el-Muhyî, el-Mümît, el-Hayy,
el-Kayyûm, el-Vâcid, el-Mâcid, el-Vâhid, es-Samed, el-Kâdir, el-Muktedir,
el-Mukaddim, el-Muahhir, el-Evvel, el-Âhir, ez-Zâhir, el-Bâtın, el-Vâli,
el-Müteâlî, el-Berr, et-Tevvâb, el-Müntakim, el-Afüvv, er-Raûf,
Mâlikü'l-Mülk,
Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm, el-Muksit, el-Câmi',
el-Ganiyy, el-Muğni, el-Mâni', ed-Dârr, en-Nâfi', 
en-Nûr, el-Hâdi, el-Bedî', el-Bâkî,
el-Vâris, er-Reşîd,
es-Sabûr.
'}" gadgetparams:authorview="False" gadgetparams:manifesturl="http://download.gallery.start.com/d.dll/2~1~713~5303/gadget.xml" gadgetparams:moduleid="GadgetGallery:http://download.gallery.start.com/d.dll/2~1~713~5303/gadget.xml">
 
 

Salat-i  Tefriciye

Bir kimse, cok önemli bir isinin veya önemli bir dileginin gerceklesmesini,
ya da üzerinde devam edip duran büyük bir belanin üzerinden cekilip gitmesi (kalkmasi) icin,
“Salat-i Tefriciye”yi 4444 defa okuyup,
bu mubarek Salatu Selam ile Yüce Peygamberimizi vesile edinse, hic süphe ve tereddüt yoktur ki,
Yüce Allah, o kulunun istek ve muradinin olmasi icin hayrli bir kapi acar, hayrli bir sebep yaratir ve ona muradini verir .”

Bismillahirrahmanirrahim
Allâhümme salli salâten kâmilaten ve sellim selâmen tâmmen alâ seyyidinâ Muhammedinillezi tenhallü bihil’ukadü, ve tenfericü bihil’kürabü, vetükdâ bihil’havâicü, ve tünâlü bihir’regâibü, ve hüsnül’havâtimi, ve yüsteskal’gamâmü bivechihil’ke’imi ve alâ âlihi ve sahbihî fî külli lemhatin ve nefesin biaded-i külli mâlûmin lek

Rahman ve Rahim olan Allah’in adiyla.
Ey Rabbim! Senden yardim istiyorum, sana tevekkül ediyorum, benim isimin zorlugunu azalt!
Seferimin mesakkatini kolaylasdir ve beni hayrla riziklandir.
Benden her türlü serri defet. Sadrima insirah ver.Isimi kolaylasdir, dilimdeki dügümü cöz.
Ey Rabbim, kendimi, dinimi, ehlimi, malimi, akrabami ve seninle benim aramda ahiret ve dünyaya müteallik ne varsa cümlesine seni birakiyorum ve sana emanet ediyorum.
Bizim hepimizi her türlü kötülükten ve üzücü seylerden muhafaza et!
Ey kerem sahibi Rabbim! Beni ve benim beraberimdekileri muhafaza et!
Beni ve beraberimdekileri selamette kil, beni ve beraberimdekileri menzilimize ulastir ey Rabbim!
Ey Rabbim! Sana tevbe etdim, Sana sarildim, takvayi bana azik olarak ver, günahimi magfiret et, her nereye yönelirsem beni hayra yönelt.


Download Linki : http://www.why-islam.net/download/tefriciye.zip 
Salat-i Tefriciye okuma, ezberleme ve Hesaplama Programi 

 Bu program ile Salat-ı Tefriciyeyi okuyabilir, dinleyebilir ve kaçıncı sırada kaldığınızı kaydedebilirsiniz.

 

 
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

9/4/2007 - Aşk Duası

  

dua-eden-cocuk  

 



  

AŞK DUASI

Rabbim
Bir insan koy kalbime
Ama o insan senin de
sevdigin olsun


Ve bana öyle bir insan sevdir ki
O insanin kalbi Seninle sevisen bir mabed olsun.
Beni öyle bir insanla bulustur ki benden önce
Onunla bulusmus olan sen olasin


Onunla el ele tutustugumuzda
Ikimizin uzerinde Senin elin olsun


Bana öyle gözler göster ki
Ben o gözlerden sana bakayim
Bana öyle bir sevgili ver ki
O gözler cennete acilan iki pencere olsun


Onunla oyle bir yolda yürüyelim ki
Kilavuzumuz sen olasin ey Rabbim


Oyle bir sevgili verki bana
Ona sarildigimda kainat bize baksin
Birbirine sarilsin
Sevgimiz kurtla kuzulari baristirsin
Bize bakip seytan Adem'e secde etsin
Günah sevap ugruna kendini feda etsin
Olüler birer birer uyansin sevgimizle


Bize öyle bir sevgili ver ki Rabbim!
Sevgimizde Muhammed sevilsin
Oyle sevelimki birbirimizi
Hz. Hatice göklerden bize seslensin
Ve desin ki;


"Bak ya Muhammed bak su sevgililere onlar bizde... bizde onlardayiz.
Bak Askimiz birkez daha yasaniyor yer yüzünde..
Allah Askimizi öyLe cok seviyorki binlerce insana yasatiyor..

ASK DUASI....:D :cool:
 
 
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

9/4/2007 -

 

pratik bilgiler

 

Küçük yaniklar için: Ari, sivri sinek**Firininiza sinmis kötü-* Buz *Çicekleriniz için* Fareleri kaçirmak için : * Ampülün üzerine:GIDALAR BÖREK :.SOGANLAR..Sosislerin: REÇEL** TAVUK ETI : DAHA YESIL SEBZELER

GENEL
* Kapilariniz veya çekmeceleriniz bir müddet sonra itsenizde çeksenizde kapanmalari zorlasir:

Kapinizin, çekmecenizin sürten kismina vazelin sürün.
* Bas agrisi için:

Kahve çekirdegine limon suyu sikin yavas yavas yiyin.(Birkaç tane)
* Mantar kapakli siseleri yatik vaziyette saklamalisiniz.

* Sarap siselerinin mantarini tekrar siseye geçirmek için:

Mantari kaynar suyun içine atin.
* Içkilere güzel tat ve görüntü vermek için:

Buzu dondururken buz kabinin içine kiraz, nane yapragi, yesil zeytin vs. koyup dondurun.
*
Buz dondururken:

Suyu kaynatin, soguyunca buz kaliplarina koyup dondurun. Buzlar daha canli kristal gibi görünür.Kaynamis suda oksijen azalir.
Buda buzun mat görünmemesini saglar.
* Dislerinizi dogal temizleyin:

Çilegi ezin dis firçanizin üzerine koyun dis etlerinize kompres yapin. Sonra dislerinizi firçalayin.
* Küçük yaniklar için:

Temiz bir süngeri hafifçe islatin buzdolabinizin derin dondurucu bölümüne koyun. Yanmis yerin üzerine hafif hafif kompres yapin. üstüne bal sürün bir müddet cok aciyacaktir .24 saat sonra kahverengi kabuk bagliyacaktir .
* Agiz kokusu için:

Kahve çekirdegi çigneyin.
* Ari, sivri sinek sokmalarina karsi:

Kesme sekeri hafif islatin -bal -sokulan kismin üzerine hafifçe bastirin zehiri alir ve kasinmayi sismeyi önler.
* Fermuarlar sikisirsa:

Kursun kalemle fermuar dislerinin üzerini karalayin.
* Gözlük camlari:

Gliserin ile silerseniz bugulanmadigini göreceksiniz.
* Ayakkabilariniz ayaginizi sikiyorsa:

Bir bardak saf alkolü ayakkabinizin içine dökün. Iyice derisine yedirin ve giyin. Derisi ayaginiza göre açilacaktir.
* Cam sil ile deri ayakkabilarinizi silmeyi hiç denedinizmi

* Çicekleriniz için:

Hasladiginiz yumurtanin suyunu saksiya dökün.
* Gülleriniz boyunlarini bükerse:

Ilk önce sicak suya sonra soguk suya batirin.
* Saksi çiçekleriniz için :

Sigara küllerini saksiniza koyarsaniz yapraklardaki kurt böcek vs. yokedersiniz.
* Kapilarinizi vs. cila yaparken :

Cila olmamasini istediginiz yerlere vazelin sürün buralara cila tasarsa bile kuruyunca çok kolay çikarabilirsiniz.
* Akü Baslari oksitlenirse :

Cola sürerseniz oksitlenmeyi önlersiniz
* Iskambil kagitlarini :

Kolonya ile silip yumusak bir bezle kurulayin.
* Fareleri kaçirmak için :

Nane yagini bir karton parçasinin üzerine sürün farelerin geldigi yere koyun.
* Boya firçalari sertlesmis ise :

Kaynamis sirkeli suda bekletin yumusadigini göreceksiniz.
* Elinize uhu yapistirici bulasirsa :

Asetonla silin
* Mangal izgaranizi temizlemek zordur :

Ilikken cam sille temizleyin veya ilikken nemli gazete kagidina sarin birmüddet sonra sertlesmis artiklarin yumusadigini göreceksiniz.
* Boya kokusunu gidermek için :

Iki büyük bas sogani soyup ikiye bölün suyun içine atin bunuda kokulu odaya koyun.
* Cam kiriklarini :
Temizlersiniz fakat kiymiklari göremessiniz bunuda temizlemek için islak pamuk imdadiniza yetisir.
* Agzi dar sise kavanoz temizlemek için :

Biraz deterjan biraz su bir kasik pirinç çalkalayin
* Balikli tava kokusu :

Tavayi limonla bir güzel ovalayin ve yikayin.
* Kesik Limonu nasil saklarsiniz :

Küçük bir tabaga toz seker serpin, kesik tarafi sekerin üzerine gelecek sekilde koyun iki hafta limon kurumadan saklanir.

* Ampülün üzerine biraz parfümünüzden sikiniz yakildiginda mis gibi kokar odaniz.

* Patates haslarken :

Haslama suyunun içine bir kasik margarin koyun patateslerin vitaminlerini kaybetmemis olursunuz.patatesler daha çabuk piserler ayni zamanda.

 

GIDALAR

* Karideslerin haslanirken çikarttigi pis kokulardan kurtulmak için:

Karideslerin bas kisimlarini haslamadan önce koparip atin ve bir dilim limon ile kaynatin.
* Soyulmus patateslerinkararmadan saklanabilmesi için:

Saklanacak kabin içine su, bir tutam tuz koyun. Buzdolabinda saklayin gerektigi zaman suyla yikayip kullanin.
* Pastalarin daha gevrek olmasi için:(tatli*tuzlu farketmez):

Hamurun içine bir çay kasigi tuz atin.
* Dereotonu saklamak için:

Temiz bir havluya kaplayacak sekilde sarin, bu sekilde naylon torbaya koyup buzdolabina saklamaya birakabilirsiniz.
* Tazeligi gitmis pörsümüs yesillikleri canlandirmak için:

Iki kasik limon suyu karistirilmis buzlu su dolu kabin içine koyun 1saat buz dolabinda bekletin.


DAHA YESIL SEBZELER

Yesil sebzelere renk veren, klorofil maddesidir.
Pisirdiginizde sebzelerin bu yesil rengi daha az
kaybetmeleri için, önce bol buzlu suda bekleterek,
klorofilin sabitlesmesini saglayin.


KARARMAYAN SOGANLAR

Soganlari kizartmadan üzerlerine biraz un
serperseniz, kavururken kararmazlar.


KIZARMIS BÖREK

Börek üzerinin kizarmasi için üzerine yumurta sürülür,
evde yumurta kalmamissa, biraz yogurdu bir yemek
kasigi yagla karistirip sürün, güzel bir renk oldugunu
göreceksiniz.


DOMATES'IN KABUKLARI

Domates'in kabuklarini kolay soymak için, biçagin
sirtiyla domateslerin kabuklarini soyacaginiz yönün
tersine sürtün ve daha sonra soyun ya da domatesleri
kaynar suda 1 dakika bekletin.


TATLI PATLICAN

Patlicanlarin acisini almak için , patlicanlari
soyduktan sonra tuzlu suda bir müddet bekletin. Sari
su çiktiktan sonra, patlicanlari sikarak sudan alin.


VITAMINI KAYBOLMAYAN SALATA
Yesil salata ve marulun yapraklarini yikadiktan sonra
biçakla keserek dogramak yerine, elinizle koparin.
Böylece vitamin kaybini önlemis olursunuz.


REÇEL YAPARKEN

Reçel yapacaginiz meyvalari iyice
yikayip kurulamalisiniz.
Karistirirken mutlaka tahta kasik
kullanmalisiniz. Sekerlenmeyi
önlemek için limon tozu yerine,
limon suyu kullanin. Kavanozlara koydugunuzda iyice
sogumadan ve üzerindeki hava kabarciklarini kagit
havlu ile almadan kavonozun agzini kapatmayin.
Reçellerinizi serin ve karanlik yerde saklayin.


LEZZETLI ÇIKOLATA SOS

Çikolata sosu hazirlarken içine koyacaginiz bir tutam
tuz, çikolata sosunun kokusunu daha da belirgin kilar.
Çikolata sosun içine biraz kahve eklediginizde,
tadinin çok degisik oldugunu göreceksiniz.


KOLAY SOYULAN YUMURTALAR

Kati haslanan yumurtalari kolayca soymak için,
kaynar sudan çikardiktan sonra hemen soguk suya
tutun ve bir süre soguk suda bekletin. Su kabugun
gözeneklerinden girerek soymayi kolaylastirir.


MANTAR SOTE PISIRIRKEN

Mantar sote pisirirken, tencerenin kapagini açik
birakirsaniz, hem mantarlarin su koyuvermesini hem
de kararmasini önlersiniz.


PISMIS YUMURTAYI ÇIG YUMURTADAN AYIRMAK

Pisirip sakladiginiz yumurtalari , çig yumurtalarla ayni
yere koyuyorsaniz, bunlari ayirmanin en kolay yolu
çig yumurtalar döndürdügünüzde kolaylikla
dönmezken, pismis yumurtalar kendi ekseni etrafinda
rahatlikla dönerler.


TAVUK ETI HAKKINDA BILMENIZ GEREKENLER

Tavuk eti çabuk bozulan gidalardandir. Son kullanici
olan müsteriye ulasincaya kadar hijyenik ortamlarda
saklanmasi bir zorunluluktur. Denetim altinda
kesildikten sonra bakteri üretimine yol açmamasi için
+
40 C' de saklanmalidir. Tavuk eti müsteri tarafindan
satin alindiktan sonra buzdolabinda en fazla 1 gün
bekletilip tüketilmelidir. Derhal tüketilmeyecek ise,
temizledikten sonra tavuk plastik folyoya sarilarak
derin dondurucuda bekletilebilir. Bu sekilde
dondurulmus etler *180 C' de 3 ay kadar saklanabilir.
Ayrica, tavuk eti tahta et tahtasi üzerinde
kesilmemelidir. Siyah etten farkli olarak mikro
organizmalara karsi daha dayaniksiz olan tavuk etinin
mermer veya plastik üzerinde kesilmesi gerekir.


YOGURDUN FAYDALARI

Yogurttan daha fazla yararlanmak için suyunun
atilmamasi gerekir. Yogurdun tüm vitamin ve
mineralleri bu suda bulunmaktadir. Ayrica, bu su
yemeklere eksi bir tat kazandirmak istenildiginde de
kullanilabilir.


YESIL SEBZELERIN CANLILIGININ KORUNMASI

Satin alinip buzdolabinda saklanan yesil sebzeler bir
süre sonra canliliklarinin yitirirler. Tekrar canli hale
getirmek için ise, yikanip 10*15 dk. kadar 2 litrelik
suya katilmis 1 yemek kasigi limon suyunda
bekletilmesi yeterli olacaktir.


EKMEGIN KÜFLENMESINI ÖNLEMEK IÇIN

Ekmeginiz durup dururken dolabinda küfleniyorsa,
ekmek kutusunu 15 günde bir sirkeli suyla silmek
yeterlidir.

* Evinizde mayonez yaparken:
Zeytinyag yerine susam yagi kullanin. Mayoneziniz daha uzun zaman bozulnadigini göraceksiniz.


* Yesil salatalik malzemelerinizi elinizle koparirsaniz vitaminlerini öldürmezsiniz.


* Balik çorbasi yaparken:
Suyunun daha lezzetli olmasi için baliklari en*az 45*60 dakika kaynatin.Bas ve kuyruk kisimlarinin en lezzetli yerleri oldugunu unutmayin.


Karnabahar pisirirken

eve yayilan kokudan kurtulmak için:
pisirme suyuna bir parça tuz ve iki kasik sirke ilave edip, suyun üzerinde
köpük olusumunu bekledikten sonra, içine sebzeleri atmayi deneyin. Evi saran kötü
kokudan eser kalmadigini göreceksiniz.


Mutfaginiza sinmis kizartma kokusunu yok etmek için:
izgaranin üzerine defne yapragi, ada çayi yapragi ve kekik yapragi koyun.


Yemeginizin içine sarap yerine koyabileceginiz karisim:
1/3 üzüm sirkesi, 2/3 su, 1 küp seker; bunlari
iyice karistirin ve yemeginizde kullanin. Sonuç mükemmel olacak.


Sosislerin patlamasini önlemek için:

firin ya da izgaraya koymadan önce soguk süte batirmaniz yeterli olacaktir.
Meyvelerin arasina serpistireceginiz herhangi bir türden yapraklar onlari uzun süre taze
tutacaktir.

** Nane, adaçayi ve çekilmis cevizin pek çok yemekte kullandiginiz besamel sosa çok hos
lezzet kattigini biliyor muydunuz ? Fakat bu aromali otlari, sos pisip atesin söndürülmesine
yakin tencerenin içine ilave etmeye dikkat edin.
** Bayat ekmegi ince ince dilimleyin üzerine az miktarda süt serpin ve kizgin yagda bir
yüzünü kizartin. Ters çevirip üzerine domates ve taze kasar peyniri koyun. Peynirler
erimeye baslayinca üzerlerine kekik ve karabiber serpip sicak sicak servis yapin.
** Sikilmadan önce bir süre soguk suda bekletilen portakallarin daha fazla verdiklerini biliyor
muydunuz ?
** Et ya da balik yaptiginizda yemeginizin suyunun daha lezzetli olmasini istiyorsaniz birkaç
damla 95ºC'lik alkol serpistirin. Tadi damaginizda kalcak.
** Tavuk etinizin daha yumusak, daha güzel kokulu ve daha lezzetli olmasi için pisirmeden
önce tavugu yarim limon ile iyice ovalayin ve sonra tavugun üzerine ve içine rendelenmis
limon kabugu koyun.
** Kis aylarinda hepimizin vazgeçilmez içecegi C vitamini deposu portakal suyudur. Eger
portakallari sikmadan önce yarim saat soguk suda bekletirseniz siktiginizda daha çok
portakal suyu elde edersiniz.
** Sarimsaklarin daha çabuk ezilmesi için cam bir kavanozda ve buzdolabinda saklamaniz
yeterli olacaktir.
**Patlican kabuklarini soyduktan sonra içine sirke ve çok az zeytinyagi konmus suda bir
süre haslayin. Daha sonra istediginiz küçüklükte dilimleyin ve pilav yaparken içine karistirin.
Göreceksiniz pilaviniz çok leziz olacak.
**Firininiza sinmis kötü yemek kokularini temizleyip yerine güzel kokular biraksin diye satin
aldigimiz o pahali ürünler istediginiz gibi ferah bir koku birakmiyorsa, size daha pratik ve
ucuz bir önerimiz var. Yemek yapmadan önce firininizin ortasina yarisi sirke yarisi su ile
doldurulmus bir tava koyun. Firininizi birkaç dakika için isitin. Daha sonra sogumaya birakin.
Firininiz umdugunuzdan da güzel kokacak.
** Eskilerin yöntemleri her zaman en iyi, en dogrudur. Bisküvilerin ve kurabiyelerin taze
kalmasi için, teneke bir kaba koyun ve yanina bir avuç pirinç birakin; bayatlama sorunu
ortadan kalkacaktir.
** Elmanin faydalari bitmez. Lahana yemegi yaptiktan sonra evinize sinen ve pencereleri
açsaniz da çikarmayi basaramadiginiz lahana kokusundan kurtulmak artik çok kolay. Bir
elmanin kabugunu soyup lahanin pisme suyuna ekleyin. Hem koku çabucak yok olacak,
hem de lahanin hazmi daha kolay olacak.

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

*** ***
<- :: Önceki Yazılar ->

Hakkımda

selamlarr

Son yazılarım

Başlıksız
slm
Esmaül Hüsna
Aşk Duası
Başlıksız

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

MESAJ PANELİ


Arkadaslarim

<

>• <%FriendUsername%>